Search blog.co.uk

  • EKONOMİK MORAL PAPAZLARI TÜRKİYE'DE

    AKP hükümeti, 13.8’lik şoku atlatacak vaziyette değil… Çünkü, Türk ekonomisini masaya yatıracak, yılın ilk çeyreğine ilişkin verileri ve tahlil sonuçlarını okuyup “teşhis” koyacak uzman doktor yok Ankara’da!
    AKP hükümeti, yapacak bir şeyimiz yok deyip beklese, ekonominin ahvali, inanın, bugünkünden daha iyi olur.
    Hükümet durmuyor… Küresel kefen soyucuların ayağına gidiyor, onları ülkemize davet ediyor, onlardan akıl ve kredi dileniyor. Dahası, kapitalizmin “moral papazları”ndan himmet bekliyorlar. IMF’nin kapısını aşındırdılar!
    Bu arada hükümet, eski ANAP’lı Bakan Tınaz Titiz’e güya Mardin ve çevresindeki ekonomik darboğaza dair rapor hazırlattırıyor. Basına yansıyan şekliyle, ortaya konan çare şu; Mardin ve çevresinde piyasanın canlanması için Süryanî papazın geri getirilmesi lazım…
    AKP hükümeti, batak ekonomide debelendikçe, bir Süryani papaza savruluyor, bir ecnebi kapitalist papazlara, müflis kâhinlere!
    Krizin kâhini diye nam salan Amerikalı ekonomist Nouriel Roubini Türkiye’ye damladı. Nobel Ekonomi Ödüllü Robert E. Lucas, soluğu Türkiye’de aldı.
    Kelin dermanı olsaymış başına sürermiş…
    Kapitalizmin ne kadar kel ve fodul ekonomisti varsa, musalla taşında bekleyen Türk ekonomisinin başına üşüştüler… Kefen soyucuların musalla taşındaki ölünün yanı başına bir anda bitmeleri gibi, adları kahine çıkan müflis ekonomistler, ABD ve AB’deki kriz-zede liberal-kapitalist para babaları adına Türkiye’den son olarak neler kopartabileceklerini araştırıyorlar.
    AKP yönetiminin ise kafası karışık!
    Kahin Roubini, diyor ki, acilen IMF ile anlaşın!
    Meşhur meslektaşı Lucas ise tam tersini söylüyor:
    Türkiye’nin IMF’ye ne ihtiyacı var ki… Hem bu kurumlar krizde kendilerine bir varlık sebebi yaratmaya çalışıyor!
    Şimdi ne yapsın AKP, yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürtse sakal… Şaşırıp kaldılar!
    Bu arada Liberal-kapitalist ekonominin kurtlarından Lucas, Türk ekonomisinin 13.8’lik küçülmesinin şoku ile, Prof. Dr. Haydar Baş beyin tezinden bazı pasajları ve yaklaşımını sayıklıyor; “Acilen tüketici kesimini destekleyin, tüketimi artırıcı önlemler alın, bu arada köklü reformlar yapmanız şart!”
    Haydar Hoca’ya kulak asmayıp Türk ekonomisini ecnebi aklıyla batırmakta ısrar edenleri, cilvesine kurban olduğum Allah, kimlerin kapısına emir kulu yapıyor, hangi müflis kâhinlerin kapısına bağlıyor!
    Hükümet yönetimi ve Türk ekonomisinin kaptanları, bu liberal-kapitalist kahin ekonomistlerin tavsiyeleri arasında gel-git yaşıyorlar! Gerçekten şaşırmış vaziyetteler; ne yapacaklarını bilmiyorlar… İsa’ya mı gitseler, Musa’ya mı!?
    Yanlış yerlerde geziniyorlar.
    Nerede gezinirse gezinsinler, kime giderlerse gitsinler, yanlış yerlerde geziniyorlar… Er veya geç Prof. Dr. Baş’ın kapına gelecekler!
    Bu kapı milli ekonomi modeli kapısıdır, hak, hakikat ve çözüm kapısıdır; başka kapı ve çare de yoktur!
    Liberal-kapitalist kellerin dermanı olsaydı, kendi başlarına sürerlerdi... Amerika, tarihinin en yüksek işsizliğini yaşıyor; işsizlik oranı %9.5 oldu. AB İstatistik Kurumu Eurostat’ın verilerine göre, Euro bölgesindeki 16 ülke de Amerika’dan farklı değil… Euro bölgesi ortalama işsizlik oranı, bu yılın nisan ayında yüzde 9,3… Bunlar kırpılmış, düzeltilmiş resmî rakamlar; reel işsizlik oranları çok daha yüksek!
    Elin gâvurları avantajlılar, biizmkilerden fersah fersah öndeler; çünkü Prof. Dr. Baş’ın yeni model ve çözümlerini duydular, keşfetmeye başladılar, anladıkları kadar uygulamaya çabalıyorlar. Bizimkiler daha o noktaya dahi gelemediler, üç maymunu oynuyorlar, batmaya devam ediyorlar.
    AB, ABD ve sair kapitalist ülkelerin hepsi batıyor, iflas ediyor… Haydar Hoca’nın model ve çözümlerinden bazı pasajlar aşırarak çıkış arıyorlar.
    Kendi ülkelerinde akılları ve ekonomi bilgileri iflas etmiş olanlar, Haydar Hoca’dan duyduklarını, Türkiye’de sihirli formül olarak pazarlıyorlar. Türk piyasalarında moral papazlığı yapıyorlar!
    Hangi liberal-kapitalist kitapta yazar, tüketici kesimini desteklemek, dar gelirli geniş halk tabanının tüketim kabiliyetini artırmak! Var mıydı bugüne kadar?! Yok…
    Liberal-kapitalizmin doğasına aykırı böyle bir yaklaşım.
    Kimden duydu dünya bu çözümleri… Lucas, kimden çaldı da konuşuyor?! Prof. Dr. Baş’tan!
    9-10 yıldan beri, acilen tüketici kesimin desteklenmesi lazımdır, devletin derhal sosyal devlet projeleriyle devreye girip “milletin emek ve üretimi karşılığında emisyonunu genişleterek” vatandaşının cebine para koyması lazımdır, toplumun tüketim kabiliyetinin artırılması şarttır, IMF kafasıyla bu ekonomi battıkça batar, diye haykıran, bunun formül ve projelerini ortaya koyup dünyaya öğreten kim?! Prof. Dr. Baş!..
    Hükümet ve Türk aydınları, elin gâvurlarının gördüğü kadar dahi, bu gerçeği göremedikçe Türkiye batacaktır, batmaya devam edecektir.

    M.Emin Koç--TUNALIM...

  • AVRUPA BATAKLIĞI VE TAŞERONLARININ KİRLİ YÜZÜ

    1960 ‘ların başından beri Avrupa’nın kapısındayız ne girebildik ne çıkabildik! Tam çıkacak gibi oluyoruz bizi tekrar içine çekiyor. Türkiye’nin başka bir alternatife yönelmesinden korkuyorlar aksi takdirde, Türkiye kendi liderliğini yapacağı yeni bir birlik kuracaktır.
    Biri sizi bir kez kandırırsa suç onundur ama ikinci kez kandırırsa suç sizindir.Bunu anlamayanları basiretsiz diye addedeceğim ama çok hafif kalacağı kanaatindeyim.Kim iktidara gelirse gelsin bir öncekine nazire yaparcasına AB müktesebatını uygulamak için telafisi mümkün olmayan tavizler veriyor..Sanal mevzularla gündemi işgal eden kartel medyası da onların ibrikçiliğini yapmak için birbirleriyle kıyasıya bir yarışa tutuşmuşlar.Televizyon müptelası halkımız her şeyin günlük gülistanlık gittiğini zannededursun işin arka planı çok vahim… Avrupa ‘da duruma o kadar hâkim ki açık açık birliğe almayacaklarını zikrediyorlar buyurun maddeler halinde ele alalım:
    1) 6 Ekim ilerleme Raporu ‘nun 2. maddesinde hukukun temel ilkelerinden iyi niyet kuralına aykırılığın mevzu bahis olmasına rağmen müzakerelerin sonucunun önceden garanti edilemeyeceği, açık uçlu bir süreç olduğu, ileride farklı seçeneklerin gündeme getirileceği zımnen belirtiliyor.
    2) 3. maddede “ Birliğin Türkiye ‘yi hazmetme kapasitesi gerek Türkiye gerek birliğin çıkarları açısından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir husustur. ” denilerek hazmetme (sindirme) kavramı yeni bir şart olarak Türkiye ‘nin önüne tercihli olarak konulmuştur ve mali açıdan mı; sosyo kültürel açıdan mı, ekonomik açıdan mı, siyasi açıdan mı bir süreç olacağı açıkça belirtilmemiştir.
    Bu iki madde beraber değerlendirildiğinde şeksiz şüphesiz görülecektir ki Türkiye ‘ye tam üyelik dışında diğer seçenekler dayatılmak istenmektedir. (İmtiyazlı Ortaklık veya Özel Statü) Kişilerin serbest dolaşımı tarımsal-yapısal fonlara getirilen kalıcı sınırlamalar da bu seçenekleri desteklemektedir.
    3) Bilindiği gibi, Kıbrıslı Türkler ‘in, Türkiye ‘nin ve AB ‘nin açık desteğine rağmen Annan Planı Rumlar tarafından reddedilmesi sebebiyle hayata geçirilememiştir. Hal böyle iken Rumlar çözümü reddeden taraf olarak adeta AB tarafından ödüllendirilerek AB ‘ye alınmışlardır ve adanın tek siyasi temsilcisi olarak kabul edilmiştir. AB KKTC’ye vaat ettiği güvenceleri yerine getirmeyerek, KKTC’yi siyasi ve ekonomik olarak fiilen tasfiye sürecine sürüklemiştir ve tabela devleti haline getirmeyi amaçlamaktadır.
    Ayrıca ek protokolün imzalanmasıyla TC ‘nin KKTC ile olan tüm ticari ve mali ilişkileri ciddi sekteye uğrayacaktır.
    4) 7. madde Türkiye ‘nin Dış Politikası ‘nın Birlik ve üye devletler tarafından kabul edilen politikalar ve tutumlarla tedricen uyumlu hale getirmesini öngörmektedir.
    Bu maddenin asıl amacı Güney Kıbrıs’ın NATO ‘ya girişi önündeki Türkiye’nin en büyük kozu olan veto hakkını kaldırmaktır. Ve bu madde ileride Türkiye ‘nin Kıbrıs’ta işgalci olduğunu ve 7.maddeye uygun davranarak adadan askerlerini çekmesini talep etmesi gündeme gelebilecektir.
    5) 10.madde de şimdiye kadar hiçbir üye devlete yapılamayan bir uygulamayla müktesebatın neler içerdiği ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Ve bunun altında siyasi amaçlar yatmaktadır. Avrupa Parlamentosu’nun “Tavsiye” ve “Görüş” lerinin hiçbir üye devlete hukuken bağlayıcı etkileri olmamasına rağmen Türkiye ‘ye karşı bunlar da bağlayıcı hale getirilmek isteniyor. Bu ”Dürüstlük ve Eşit İşlem İlkesine” aykırılık teşkil eder.
    Bu maddeyle de özellikle Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni Soykırımı ve Kıbrıs konularında aldığı kararlara Türkiye ‘nin uyması talep edilecektir.
    6) 11.MADDE Türkiye tarafından imzalanan ve üyeliğin yükümlülüklerine aykırı olan tüm uluslar arası antlaşmaların geçersiz hale geleceğini öngörmektedir. Türkiye ve KKTC arasındaki bütün antlaşmalar geçersiz sayılacak. Bu madde kapsamında değerlendirilmesi gereken bir diğer husus Lozan Antlaşmasına ilişkindir. AB Komisyonu’nun yayınladığı 3 EKİM 2004 tarihli ilerleme Raporu’nda Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması ile ilgili bölümünde Yahudi, Ermeni ve Rumların yanı sıra Kürtlerin ve Alevilerin azınlık sayılması ile ilgilidir. AB böylece Lozan’ı tanımamakta din, dil, etnik ve kültürel farklılıkları esas alarak yeni azınlıklar oluşturmak istemektedir. Ayrıca bu madde 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi açısından da tehlike oluşturmaktadır.
    7) 12. maddenin 4. paragrafı kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar ve tarım alanında kalıcı kısıtlamaların getirilebileceğini öngörmektedir. Yine bu madde de tam üyeliğin dışında farklı bir statünün düşünüldüğünü göstermektedir.
    AB’YE ÜYELİK İMKÂNSIZ
    Netice itibariyle AB müktesebatına uygun tam üyeliğin mümkün olmadığı görülmektedir. Bu özel statü “İmtiyazlı Ortaklığın” veya “İkinci Sınıf Üyeliğin” öngörüldüğünü göstermektedir.
    Öte yandan AB’ye üye olmayıp Gümrük Birliği’ne üye olan tek ülke Türkiye ‘nin bu durumu yeniden gözden geçirmesi kaçınılmazdır. Zira bir ülkenin ekonomik iradesinin temsil edilmediği bir kuruma yıllarca teslim etmesi, hem ekonomi biliminin kurallarına hem de uluslar arası ilişkilerin ve siyasetin doğasına aykırıdır.
    Görüldüğü üzere ne Annan’ın planları Kıbrıs’ı kurtarmaya yetmiş ne de hükümetin verdiği tavizleri, başbakanın ümit var açıklamaları AB’nin taassubunda değişiklik yaratmıştır.
    Ayrıca, Avrupa Birliği mensubu Avrupa Ülkeleri hala Hıristiyan taassubu ve haçlı zihniyeti ile hareket etmekte ve Türkiye’ye AB çerçevesinde hiçbir hak tanımak istememektedirler.
    TÜRKİYE’DEN TARIM ÜRÜNÜ ALIMI YAPILMIYOR
    Bu yüzdendir ki yarım asra yakın bir süreçtir Avrupa Birliği’nin kapısında bizi bekletiyorlar. Bekletmek şöyle dursun verdiğimiz bunca tavize rağmen elde ettiğimiz hiçbir menfaat bulunmamaktadır. AB’ye üye olmayıp da Gümrük Birliği’ne üye tek ülke olmamız da manidardır. Bu birliğe üye olunmakla birlikte malların serbest dolaşımı ilkesi kabul edilmiştir. Birlik ülkelerinin elde ettikleri vergisizlik, vergi indirimleri de onların yanlarına kar kalmaktadır. Gerçi hoş! Avrupa Birliği uğrunda çıkarılan uyum yasaları doğrultusunda yakında kendimiz de yiyecek tarım ürünü bulamayacağız ama birliğe müracaat dahi etmemiş olan İsrail ve Kuzey Afrika ülkelerinden narenciye ve tarım ürünlerini alınırken, Türkiye’den hiçbir şey alınmayarak iktisaden çökmemiz için kasıtlı ve Yunanistan’ın arzusuna uygun şekilde davranmaktadırlar. Yine Yunanistan’ın arzuları dâhilinde kıta sahanlığının 12 mile çıkartılması Türkiye’ye dayatılarak Ege Denizi bir Yunan Gölü haline getirilmek istenmektedir.
    Öte yandan yabancı sermaye çok elzemmiş gibi gösterilerek bu konuda da tavizler verilmiş, yabancıların Türkiye’ye yatırım yapabilmeleri için vergi muafiyetinin, gayrimenkul edinmelerinin ve kazandıkları paralarını yurtdışına rahatça kaçırabilmeleri için bir dizi önlemler alınarak, önleri açılmıştır.
    YABANCI SERMAYENİN AMACI TÜRK’Ü KÖLELEŞTİRMEKTİR
    Onlar kendi topraklarına sığamıyorlar. Biz ise kendi toprağımızı layıkıyla işleyemiyoruz. Bu nedenle işsizlik oranımız çok fazla ve işçilerimiz çalışmak için yurtdışına gitmek istiyor. Kapılarımızı sonuna kadar onlara açmamızı istiyorlar. Sanayi tesisleri kurup, sermayeyi ayağınıza kadar getiriyoruz diyerek yurdumuzda müştereken oturmak ve bizim gelişme imkânlarımıza ortak olmak istiyorlar. Kazandıkları paraları da yurt dışına kaçırmak için garanti istiyorlar. Çıkarılan yasalarla toprağımıza da sahip çıkıp, yarın bizi vatanımızdan kaçırmak istiyorlar. Ama şimdiden bu hilelerini söyleyip kendi oyunlarını bozamazlar. Bir müddet sonra bizi kurnazlıkla kovalayıp Orta Asya bozkırlarına göndermek nihai planlarıdır.
    Zaten Hıristiyanlık Dini ve Papa ‘da bunu emrediyor. Ama şimdilik sanayi yatırımı yapıyoruz diyerek bizleri oyalamak işlerine geliyor.
    Haçlı Seferleri’nin şimdilik ekonomik oyunlarla devam ettiğini bize açıkça anlatmak mecburiyetinde değiller. Bizim için sanayi tesisleri kurarak ebediyen köleleri olmamızı ve ölmeden sürünmemizi onların hizmetkârı olmamızı temin edeceklerinden hiç şüpheniz olmasın.
    GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE
    Peşkeş çekilen maden işletmelerimizi havada kapan yabancıların işçisi olarak çalışan köylülerin fotoğraflarını görme fırsatım oldu. Senelerdir ehil olmayan iktidarların elinde sefaletten kan ağlayan köylümüz senelerdir hasretini çektiği çamaşır makinesine sarılmış objektiflere gülümseyerek poz veriyor. Ve onu maden işletmesinde çalışarak aldığını söylüyor. Hal bu ki maden kendisine ait, yabancı firmalar onu işletiyor; köylü de onların kölesi… Peki, köylü bu madeni devleti ile ortak işletse ne olur? Değil çamaşır makinesini onun fabrikasını alır.
    LİDER UFKU KADAR BÜYÜKTÜR
    Bir tarafta vatandaşını göz göre göre yabancıların kölesi yapıp, süslü sözlerle onu kandıran, onu sefalet bataklığına sürükleyen, icra ettiği icraatlarla onun tarih sahnesinden silinmesinin yolunu açan iktidarlar ve liderler öbür tarafta kandırılmış çaresiz insanımız.
    Peki, bu böyle mi gidecek? Bu duruma dur diyen bir lider çıkıp halkımızı kucaklamayacak mı? Elbette buna dur diyen birileri var. Pek tabi ki dış mihrakların aklı ile değil kendi akılları ile hareket eden liderler. Türk Milletini kurtarmak için inanıyoruz ki Türk’ün aklı ile Türk gibi, Atatürk gibi düşünen liderlere ihtiyacımız var.

    http://www.burakevci.com --TUNALIM..

  • Milli Devlet, yepyeni bir hukuk sistemi demektir.

    Dünyada bilinen iki ana hukuk sistemi vardır. Ülkemizde de uygulanan Roma Hukuk sistemine göre, “bireyler arasındaki hukuk” ile “devlet ile birey arasındaki hukuk” ayrılmıştır. Anglo Sakson sisteminde ise, ikisi bir bütün olarak ele alınmaktadır.
    Milli Devlet ise, yepyeni bir hukuk yaklaşımı ortaya koymaktadır. Bireylerin kendi aralarındaki hukuk ile “devlet ile bireyler arasındaki hukuk” ayrılmakta; ancak bireyler arasındaki hukukta devlet de müşteki–mağdur karşısında sorumlu tutulmaktadır. Böyle bir sistem şu ana kadar hiçbir siyasi ve hukuki düşünce içerisinde yer almamıştır.

    Sosyal haklar genişletilmektedir
    Bu konuya Sosyal Devlet kısmında geniş olarak değindik. Devlet, bireylere ait her türlü sosyal hakları, gerek sağlık, gerek eğitim, gerekse kimseye muhtaç olmadan onurlu yaşama hakkını vatandaşlarına yaşatmak zorundadır. Devletin bütün bunları yerine getirmesi için sahip olacağı yetkiler de, kamu yararı ve kamuya hizmetle sınırlandırılmalıdır. Elbette böyle bir devletin varlığına ve işleyişine zarar verecek her türlü fiil, sadece devletin şahsına yönelik değil, aynı zamanda millete yönelik değerlendirilmeli, hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır.

    Milli Devlet, hak vermek üzerine kuruludur
    Bugün Batı dünyasında insan haklarının son dönemde ağırlıklı olarak gündem edilmesinin iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi, gelişmekte olan ülkelerin iç işlerine karışmak için bu konular mazeret olarak kullanılmaktadır. Bir diğeri ise, kapitalist yaklaşımlarda devletin azdan da az bir grubun kontrolünde olması münasebetiyle kapitalist devlet yapılanmaları millete hizmeti esas almamış; aksine devlet, milletten elde ettiğini, bu azınlığa kullandırmaya yönelmiştir. Elbette böyle bir düşünce kalıbı içerisinde devletlerin vatandaşlarının haklarını korumasını bekleyemeyiz. Ancak bizim tarif ettiğimiz Sosyal Devlet/Milli Devlet modelinin zaten varlık sebebi, vatandaşlarının haklarını onlara vermek ve en geniş manada yaşatmaktır.

    SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET /
    Prof. Dr. Haydar Baş’ın kaleminden

    SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET İÇİN NE DEDİLER

    Ünal Emiroğlu / Mimar Sinan Üniversitesi
    Sosyal Devlet Milli Devlet tezi, ulusal bilinci yükseltiyor
    200 yıla yakın bir süredir Batı, “sosyal devlet”, “sosyal haklar”, “sosyal hukuk” gibi kavramlarla uğraşıyor. Bu kavramlar 1960 sonrası Türkiye’sinde sözü en çok edilenlerdendir. 40 yılı aşkın bir süredir ülkemizde bu kavramlar çerçevesinde yürütülen tartışma ve mücadele, demokrasi ve hukuk devleti sorunlarına ilişkin tartışmalar kadar yoğundur. Ne var ki, özellikle sosyal haklarla ilgili olanda göze çarpan, genel ve çözüm üreten çalışmaların yokluğu ya da azlığıdır.
    İşte Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ’ın ‘Sosyal Devlet, Milli Devlet’ başlığını taşıyan kitabı, gerek öğretide gerekse bireysel ve toplumsal yaşamımızda, bu alanda duyulan ihtiyaca büyük ölçüde cevap getirebilmiştir. Sayın BAŞ’ın bu eseri, bu ülkenin evladına, ulusal bilincinin yükselmesinde çok önemli katkıda bulunmuştur.
    Yeryüzünü kan gölüne çevirip, sömürü düzenini insanlığın yok olması pahasına sürdürmeye çalışan, militanlığı kapitalist sermayenin emrine veren Amerikan gücünün ülkemizdeki uzantılarından ve yerli işbirlikçilerinden Milletimizin hesap sorma gününü olabildiğince çabuklaştıracak bir projeye, bu eseriyle imza atmıştır Sayın BAŞ.

    TUNALIM...

  • TARİHİ MUHASEBE

    Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir.

    Osmanlı’nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu.
    Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı.
    Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu…
    Halkımızın, “ne olacak halimiz?” dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi:
    “AB olmazsa olmaz”
    “ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz”
    “IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız”
    “AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz”
    “Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız” vs…

    Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü.
    Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi.
    İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı.

    Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi.
    Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte…
    Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler.
    Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız;
    Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..!
    ''Tarihini bilmeyen milletlerin,coğrafyasını başkaları çizer''

    Tarih bir milletin hafızasıdır. Millet olma şuuruna ermiş toplumlar, kârını ve zararını hesap ederken güçlü bir tarih muhakemesi yaparak istikballerine bakarlar. Geçmişine bağlı ve geçmişinden ders alabilecek nisbette medenî milletlerin geleceği de o nispette parlak olmaktadır. Zira dünü olmayanın bugünü ve yarını da olmaz...
    Müslüman–Türk milletinin tarih kökleri, bütün insanlığa yol gösterecek nitelikte eşsiz ve sağlamdır. Yeter ki, yüzümüzü engin tarihimize dönelim. Sırtımızı, sarsılmaz medeniyetimize dayayalım. Nice devletler kurmuş ecdadımızın hayatlarını ve kahramanlıklarını araştırdıkça, bizlere miras bırakılan emanetin değerini de belki bir nebze olsun daha iyi anlayacağız.

    Çünkü ceddimiz, kendilerinden önceki nesilden aldıkları

    mukaddes mirasa layık olduklarını sitayişle göstermişlerdir...

    Nasıl mı?

    Bakınız; Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethinden önce askerlerine yaptığı hitabetinde zaferlerin ne zorluklarla elde edildiğini belirterek, onlara şöyle seslenmiştir:

    "Elimizde bulunan bu devlet, ecdadımızın nice cihat, savaş ve emekleri ile kazanılmış ve bize miras kalmıştır. Yaşlılarımız bu savaş ve cihatlara şahittir ve bizzat katılmışlardır. Gençlerimiz

    de bunların hikayelerini babalarından dinlemişlerdir. Bu uğurda pek çok yiğit öldü. Fakat onların kahramanlıkları içimizde yaşamaktadır. Yürekleri yüce hislerle dolu ve korkusuzca, en korkunç tehlikelere göğüs gererek büyük işler gördüler.

    Ey yaşlı fedakârlar ve yiğit gençler..! Bütün bu fetihlerin kolayca olmadığını ve emeksiz devlet edilmediğini bilirsiniz. Bu uğurda nice kanlar döküldü, yaralar açıldı. Bunca dul ve yetimlerin gözyaşları aktı. Nice engin dereler, coşkun ırmaklar , yalçın kayalar, sarp dağlar ve boğazlar aşıldı. Nice geceler uykusuz, gündüzler istirahatsiz ve tehlikeli geçti. İşte ecdadımız bu gibi olağanüstü zorluklara katlandı. Düşman karşısında bazen talih onlara gülmedi. Fakat hiçbir zaman gelecekten ümit kesmediler. Ve galip gelmeye çalıştılar. Daima mücadele yolunda kaldılar. Felaket zamanlarında kederlenmez ve zafer anlarında aşırı gururlanmazlardı. Bu sayede şanlı bir devlet kurdular. Dünyaya milli onur ve adalet örneğini verdiler. Bize de her yanı ile muhteşem bir devlet bıraktılar. Bize düşen görev, şöhretimizi yüceltmek ve atalarımıza hayırlı halef olduğumuzu meydana koyarak ruhlarını şad etmektir...

    Süratle harekete geçip, düşmanın, devletimizin ortasında kışkırtma ve fesadına fırsat vermeyelim. Ve ecdadımıza layık olduğumuzu bütün dünyaya gösterelim. Bizi hiçbir kuvvet yolumuzdan döndüremeyecek ve hiçbir kuvvet, saldırılarımıza dayanamayacaktır. Ben ordunun başında, sizinle beraber ilk safta bulunacak, hizmetlerinizi övecek ve sizleri mükâfatlandıracağım".

    "Dünü olmayanın bugünü ve yarını da olmaz" dedik, evet; mutlu yarınlar ümid ediyorsak, ceddimizin bize bıraktığı medeniyete sadık kalarak bugünümüzü değerlendirmeli; gücünü köklerinden alan yüce bir devletin yılmaz takipçisi olmalıyız.Saygılarımla...

    Benim sitem....:www.mehmettunabas.tr.com.tr

  • TÜRKIYE’NIN GELECEGI BTP’DE

    BTP’li belediyelere ziyaretler gerçekleştiren Prof. Dr. Haydar Baş, Konya’nın Yazla beldesinde yaptığı konuşmada, “Türk milletinin maddi geleceği de manevi geleceği de BTP’dedir” dedi.
    Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son ekonomik gelişmeleri Konya’da değerlendirdi. Konya’nın BTP’li Yazla belediyesini ziyaret ederek çeşitli temel atma ve açılış törenlerine katılan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş burada halka seslendi. Konuşmasında memleketin sorunlarının çözümü konusunda plan ve proje ortaya koyan tek kadro BTP kadrolarıdır diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Türk milletinin maddi geleceği de manevi geleceği de BTP’dedir” şeklinde konuştu. BTP Genel Başkanı Yazla’daki konuşmasında son ekonomik gelişmeleri de değerlendirdi. Tarım, tekstil ve sanayi gibi Türk ekonomisinin temel direklerinin çöktüğün ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye’nin hızla uçurumdan aşağı düştüğünü söyledi.

    Ekonominin e’sinden anlamıyorlar
    Merkez bankası başkanı Durmuş Yılmaz’ın krizi tarif etmek için kullandığı tünelin uzunca ışık var ama bu araba farı da olabilir sözlerini hatırlatan haydar baş şöyle konuştu: “Ekonominin e’sinden haberi olmayan insanlar bir ülkede şayet gelip ekonomiye yön vermeye çalışırlarsa işte geleceğimiz netice de bu olur. Sen kalkıyorsun 1000 metrelik uçurumdan aşağıya kendini atıyorsun. Ben kalkıp sana, ‘senin sonun ölümdür’ diyorum. Bana nereden biliyorsun diye soruyorsun.”

    Cebimizdeki para bizim değil
    Çöken kapitalizmin karşısına Milli Ekonomi Modeli’yle tek alternatif olarak ortaya çıktıklarını ifade eden BTP Genel Başkanı Türkiye özelinde acilen yapılması gerekenleri şöyle anlattı: “Yapılacak olan iş, emeğimiz ve üretimimiz karşılığında milli paramızı devreye koymaktır. Şu anda 30 yıla yakın bir zamandan beri Türk milleti emeğinin karşılığı parayı devreye koyamıyor. Şu cebinde olan para sana ait değil haberin var mı? Evet, bunun üzerinde 50 Türk lirası yazıyor olabilir ama bu bize ait değil. Kime bu ait biliyor musunuz? ‘Hard Currency’ diye bir şey var. Bunu global ülkeler Türkiye’ye borç veriyor. Türk hazinesi bu yabancı parayı borç olarak alıyor ve bunun karşılığında Türkiye parasını basıyor. Bizim paramız o dövizlerin karşılığında basılan paralardır.”

    ABD’nin çöküşü dolara bağlı
    Milli ekonomi modelinin sadece Türkiye’nin değil ekonomik buhrandan çıkmak isteyen tüm toplumların tek çaresi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş Rusya’dan örnek verdi. Rusya başbakanı Vladimir Putin’in ekonomi danışmanı Prof. Dr. Victor Minin’in düzenlenen Milli Ekonomi Modeli kongrelerinden üçüne katıldığını ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, Rus profesör Minin’le küresel kriz ve ABD üzerine yaptıkları bir konuşmayı ve sonuçlarını şöyle açıkladı: “Siz ABD’nin batmasını istiyorsanız -evet istiyoruz dedi- o zaman yapacağınız iş, milli paraları öne çıkaracak, doların dolaşımını kısıtlı hale getireceksiniz. Yani dolar Rusya’da, Çin’de ve Hindistan’da dolaşımda olmayacak. Ona beş on tane ülke saydım. Bu ülkelerde doları tedavülde devreden çıkartırsanız ve o ülkelerin milli paralarıyla ihracat ve ithalat yapmayı mecbur hale getirirseniz, dünya bunlara bakar, bu uygulama hayata geçer. Ondan sonra bakarsınız ki bir anda ABD’nin yıldızı sönmüştür. Rusya’ya döndüler ve bu konuşmadan bir hafta sonra Rusya Çin’le anlaştı. Dediler ki, bundan sonra ticaretimiz milli paralarımızla olacak. Biz sizden mal aldığımızda size Çin parası vereceğiz. Siz bizden mal aldığınızda bize Rus rublesi vereceksiniz. Analaşmanın içerisine Hindistan’ı da dahil ettiler. Şu anda Rusya merkezli dünya hayata geçirmeye başladı. Ulusal paraları ön plana geçecek ve doların ipini çekecekler. Eğer dolar çökerse ABD’nin de hayatı sona erer. O zaman ABD’nin dediği dedik olmayacak.”

    TUNALIM…

  • PROF. DR. HAYDAR BAS;Obama is ..THEATER PLAY

    A.B.D. Chairman of the Islamic world from Egypt to Obama’nın is called, ‘The Professor ESSELAMUALEYKÜM’le start evaluating the speech. Dr. Haydar THE TOP THEATER”Obama’nın ibarettir; is cheating, and lying is wrong.”He said.

    Prof. Dr. Haydar PER, U.S. President Barack Obama’nın
    Egypt has called on the Islamic world, ’starting ESSELAMUALEYKÜM’le,”Childhood and would wake up with my voice …” Ezan
    was ongoing in the form of speech.
    With the goal of this new tactic, which the Islamic world against the United States
    reflex is to be no expression of the
    Prof. Dr. Haydar PER, the country’s already
    Reminded the attacks in Afghanistan and Pakistan.

    Tricks and YALAN made …

    Speech in Egypt a ‘ESSELAMU ALEYKÜM’ words starting with
    Which consists of saying that the theater is done Obama’nın
    Prof. Dr. Haydar Baş has continued to speak as follows:
    De man is not”: Made SEN DE what is RIGHT, WHY did SEN Muslim? ‘Verily, Allah is the third of three that the unbelievers DE OLMIŞTUR’ says Cenab-I RIGHT.
    ‘Allah is the third of three’ Who says so?: Christians …
    Obama is a member of what religion?: Christianity …
    At that time the theater is simply Obama’nın, is cheating, and lying is wrong. Muslims of the world does not cheat them.”

    Prof. Dr. Haydar PER, A.B.D. Chairman of EGYPT
    speech of the word, was expressed in a very important project
    as was pointed out. Prof. Dr. PER Haydar said:
    To use such expressions”Obama’nın meaning: the Islamic world will not be our Effect, U.S. opposition, the Movement for OLMA Mani, the U.S. HOŞ BAK, you are GOOD DE,
    We have them in and they’re pretty, too, and the occupation will let. This is the logic Obama’nın words. This is a project.
    This project is the disposal of the Islamic world, has İLHAN.”

    NO PLACE in the West to Mercy …

    Following this question the United States in Afghanistan and Pakistan has carried out violent attacks BTP Genel Başkanı Prof. reminders. Dr. PER Haydar said:”Well, seeing that, of this western civilization, have mercy on that, what is the current state of Afghanistan?
    Obama words to express this in Egypt in the days when Afghanistan was a lot of events.”

    MİLLET DE, POLITICAL DE AYIK should …

    The old name, ‘DİNLERARASI DIALOGUE’ new name, the ‘Alliance of Civilizations’ project that draws attention to the General Chairman of the BTP, Turkey’s Muslim identity, because the European Union not to accept the statement that follows the words continued:”The Prophet Aleyhisselatü vesselam buyuruyor Efendimiz that’ Ahir When such a time in which Christians enter the cellar hole, but the mouse into the hole to hole, but it will work my nation. ” Not so now? Yahu men do not accept you. Kabul etmez. This is a law. Per devşirsene mind. At this point I need to wake up the nation’s politics, too.”
    ((((PROF. DR. HAYDAR BAŞ : ”OBAMA TİYATRO OYNUYOR…”))))
    A.B.D. Başkanı Obama’nın Mısır’dan İslam dünyasına seslendiği, ‘ESSELAMUALEYKÜM’le başlayan konuşmasını değerlendiren Prof. Dr. Haydar BAŞ ”OBAMA’NIN YAPTIĞI TİYATRODAN İBARETTİR; hiledir, yanlıştır ve yalandır.” dedi.

    Prof. Dr. Haydar BAŞ, ABD Başkanı Barack Obama’nın
    MISIR’dan İSLAM DÜNYASIna seslendiği, ‘ESSELAMUALEYKÜM’le başlayıp, ”Çocukluğumda EZAN sesiyle uyanırdım…”
    şeklinde devam eden konuşmasını değerlendirdi.
    Bu yeni taktikle hedefin, İslam dünyasının A.B.D.’ye karşı olan
    refleksinin yok edilmek olduğunu ifade eden
    Prof. Dr. Haydar BAŞ, bu ülkenin hali hazırda
    AFGANİSTAN ve PAKİSTAN’da yaptığı saldırıları hatırlattı.
    YAPILANLAR HİLE VE YALAN…
    MISIR’daki konuşmasına ‘ESSELAMU ALEYKÜM’ sözüyle başlayan
    Obama’nın yaptığının tiyatrodan ibaret olduğunu söyleyen
    Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasını şöyle sürdürdü:
    ”Demezler mi adama ki: MADEM SENİN DEDİKLERİN DOĞRUDUR; NEDEN SEN MÜSLÜMAN OLMADIN? ‘ŞÜPHESİZ Kİ, ALLAH ÜÇÜN ÜÇÜNCÜSÜDÜR DİYENLER KAFİR OLMIŞTUR’ diyor CENAB-I HAKK.
    ‘Allah üçün üçüncüsüdür’ diye kimler diyor?: Hıristiyanlar…
    Obama hangi dine mensuptur?: Hıristiyanlık…
    O zaman Obama’nın yaptığı TİYATROdan ibarettir, hiledir, yanlıştır ve yalandır. Bunlarla Müslümanları kandırmanın bir alemi yok ki.”
    Prof. Dr. Haydar BAŞ, A.B.D. Başkanı’nın MISIR
    konuşmasındaki sözlerinin, çok önemli bir proje kapsamında ifade edilmiş
    olduğuna işaret etti. Prof. Dr. Haydar BAŞ şunları söyledi:
    ”Obama’nın böyle ifadeler kullanmasının manası: İslam dünyası BİZİM YAPTIKLARIMIZDAN ETKİLENMESİN, BİZE KARŞI ÇIKMASIN, HAREKETLERİMİZE MANİ OLMASIN, BİZE HOŞ BAKSIN, İYİ DESİN,
    GÜZEL DESİN ve kendi içinden biz bunları yok edelim ve işgal edelimdir. Obama’nın sözlerini mantığı budur. Bu bir projedir.
    Bu projenin içinde İSLAM DÜNYASININ İMHASI vardır, İLHAKI vardır.”
    BATILILARDA MERHAMETE YER YOK…
    Bu sözlerin ardından AFGANİSTAN ve PAKİSTAN’da A.B.D.’nin gerçekleştirdiği vahşi saldırıları hatırlatan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar BAŞ şunları söyledi: ”Peki, madem, bu batılıların medeniyetinde bu kadar merhamet var, şu andaki Afganistan’ın hali nedir?
    Obama Mısır’da bu sözleri ifade ettiği gün Afganistan’da bir sürü olaylar oldu.”
    MİLLET DE, SİYASET DE AYIKMALI…
    Eski adı, ‘DİNLERARASI DİYALOG’ yeni adı, ‘MEDENİYETLER İTTİFAKI’ olan projeye de dikkat çeken BTP Genel Başkanı, Türkiye’nin Müslüman kimliğinden dolayı Avrupa Birliğine kabul edilmediğini ifade ettiği sözlerini şöyle sürdürdü: ”Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz buyuruyor ki; ‘Ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, Hıristiyanlar kiler deliğine girse, fare deliğine girse ümmetim o deliğe girmeye çalışacak.’ Öyle değil mi şimdi? Yahu adamlar seni kabul etmiyorlar. Kabul etmez. Bu bir kanundur. Aklını başına devşirsene. Milletin de bu noktada uyanması lazım siyasetin de.”TUNALIM…

  • EKONOMİK İDEOLOJİ

    Her felâketin, her belânın terbiye edici, düşündürücü, yeni ufuklar açıcı bir tarafı bulunabilir. Küresel ekonomik krizde de böyle olmuştur. Bu kriz olmasaydı, birçok kimse liberalizmi, daha geniş anlamda Batılı ekonomik modelleri tartışmayacaktı. Nitekim tartışmıyorlardı. Temelleri sakat, kuralları tutarsız, birçok sorun karşısında çözümsüz ve çaresiz kalan bu modeller, kesin doğrular gibi kabul görüyorlardı. Şimdi ise sadece Batılı ekonomi modelleri değil, topyekün Batı medeniyeti tartışılıyor. Tartışanlar arasında o medeniyetin asıl sahipleri de var. İşte, işin ilginç ve önemli yanı burası. Küresel kriz sebebiyle Batılı ekonomistler, yazarlar, siyaset, bilim ve işadamları fikir beyan ettiler, halen de ediyorlar.
    Beyan edilen fikirler içerisinde en dikkat çekici ünlü milyarder James Goldsmith’inki oldu. Goldsmith şöyle diyor: “Tamamen değişen şartlara rağmen benimsemiş olduğu ekonomik ideolojinin geçerliliğini sorgulamayan medeniyetin kendi kendini yok etmesini seyretmek, ne kadar da şaşırtıcı bir şey”. Demek ki, bugüne kadar Batıda uygulanan ve dünyaya dayatılan ekonomi modelleri bilimsel ve evrensel gerçekler değilmiş, ekonomik ideolojilermiş. Dahası, Batı medeniyeti bunların üzerine bina edilmiş. Eğer bunlar çökerse –ki çöküyor- o zaman Batı medeniyeti de çökecektir. Burada akla şu soru gelebilir: “Peki, ideolojiler bilimsel ve evrensel değil mi?”. Hemen cevap verelim. Değil, ideolojiler, Batı dünyasında belli bir sınıfın, özellikle de egemen, sömürücü sınıfın gerçeğidir. Bu anlaşılınca Batılılar, ideolojileri bilimsel kılıflara soktular ve ardından da “ideolojiler öldü” diyerek toplumları kandırmaya çalıştılar, büyük oranda da kandırdılar.
    Rahmetli Cemil Meriç, bu konuda şunları söyler: “İdeolojilerin zevali nazariyesi, dünyamızdaki ilerleme hamlelerini durdurmak için başvurulan son hile belki de. Kimse toplum yapısını değişiştirmeye kalkmasın diye, babadan kalma tutucu ideoloji yepyeni bir hüviyetle sahneye çıkarılmaktadır. Filhakika kalabalıkların ideolojilerden soğuması, kurulu düzenin çok işine gelmektedir ve tevekküle götüren bir soğuma. Tenkit zihniyetini boğan bir ruh iklimi geliştirmektedir”. (Bkz. Kırk Ambar, c.2, s. 299-300). Goldsmith’in sözleri, bu gerçeğin itirafı mahiyetindedir. Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu söyleyen Batılı yalnız Goldsmith değil. Aklı başında olan her Batılı bunun farkındadır. Bunlardan biri de BM İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyesi Jean Ziegler’dir. Ziegler, küresel ekonomik krizin bir ‘medeniyet krizi’ olduğunu söylüyor.
    Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu, küresel kriz çıkmadan, yıllar önce de söyleyenler vardı. Meselâ, Fransız filozof Rene Guenon, Batı medeniyetinin sürekli kriz doğurduğunu ve çökeceğini haber verenlerdendir. Geunon, “Çağdaş Dünyanın Bunalımı” adlı eserinde şöyle diyor: “Bitecek olan bugünkü şekliyle Batı medeniyetidir. Batı medeniyetini dünyanın bütünü sayanlar, onun için kıyamet kopacakmış gibi telâşa düşüyorlar. Aslında bir devrin sonu bu, daha doğrusu kozmik bir devrenin. Mazide kavimler, ırklar, medeniyetler silinmiş tarih sahnesinden, silinecek de. Ne var ki, bu defaki kapsamlı, etkilerini bütün dünyaya hissettirecek bir değişiklik” (A.g.e., c.2, s. 443). Batı medeniyetin yıkılmasıyla, dünya yıkılmaz. Bir medeniyetin yıkılması, yeni bir medeniyetin müjdecisidir. İyi de, bu medeniyet hangi medeniyet olabilir? Bu soruya cevap verebilmek için tekrar Goldsmith’in sözüne dönmek gerekir. Goldsmith’e göre, Batı medeniyetinin temeli, geçerliliğini yitirmiş ekonomik ideoloji değil miydi? O halde yeni medeniyetin müjdecisi, bilimsel gerçeklere dayanan yeni bir ekonomi modeli olmalıdır. Bu da, ‘Milli Ekonomi Modeli’ adıyla ortaya konulan modeldir. Gerçekten krizden çıkmak, krizi fırsata dönüştürmek isteniliyorsa, tek çare ‘Milli Ekonomi Modeli’ni uygulamaktır. Gerisi, bataklıkta debelenmektir.

    EKONOMİK TERÖR ÖRGÜTLERİ:Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF… gibi uluslararası kuruluşları, ‘Ekonomik Terör Örgütleri’ olarak nitelendirenlerin sayıları her geçen gün artıyor. Diyeceksiniz ki, “bu kuruluşlarda çalışan binlerce eleman var. Politikalarını savunan ve uygulayan hükümetler var. Peki, onları nasıl adlandıracağız?”. Söz konusu kuruluşlarda çalışmış bazı kişiler, itirafta bulunuyor ve yaptıkları işin, ‘Ekonomik Teröristlik’ veya ‘Ekonomik Tetikçilik’ olduğunu söylüyorlar. Ekonomik teröristlik kavramı, ülkemizde de tartışma konusu oldu. TİM Başkanı Oğuz Satıcı, “yapacağımız çalışmalarla ekonomik terör ortamını önlemek istiyoruz” dedi. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz bu eleştiriye, “ekonomik terörist değiliz” diyerek cevap verdi. Bu tartışma şunu gösteriyor: Demek ki, kimilerine göre, ekonomik terör örgütlerinin politikalarını uygulayanlar, ekonomik terörist tanımına dahildir. Aslında, adam öldüren, suikast ve katliam yapan, şiddete başvurun teröristlerle, ekonomik teröristlerin yaptıkları arasında temelde ve amaçta bir farklılık yoktur. Dünyada, her gün 24 bin insanın açlıktan ölmesine sebep olan ekonomik teröristlerin, silâhla insan öldüren teröristlerden farkı var mı? Tek fark şudur: Birisi silâhla, diğeri aç bırakarak öldürüyor. Ama sonuç aynı. Her ikisi de öldürüyor.
    Ekonomik terör örgütleri ve ekonomik teröristler, yaptıklarını açıklık içerisinde gizliyorlar. Daha doğrusu, yardım yapma rolü oynuyorlar. Görünüşte, sahiden yardım da yapıyorlar. Ama karşılığında bazı politikalar dayatıyorlar. Meselâ, borçlanmaya ve dışa açılmaya dayalı ekonomi politikaları gibi. Bu politikaları benimseyen ülkelerin, borçları ve bağımlılıkları artıyor. Birkaç örnek sunalım: Gana, 2002 yılında IMF ile anlaştı. IMF, bilinen politikalarını dayattı. Tarım ve sanayide devlet desteğini kaldır. Kamu harcamalarını kıs. Yatırım yapma. Gümrük duvarlarını yık, ithalatı kolaylaştır. Devlet kuruluşlarındaki memur ve işçi sayısını azalt. Özelleştirmeye devam et. Gana, denilenleri yaptı. Avrupa Birliği’nden gelen ithal mallar Gana’yı istilâ etti. Ganalı çiftçiler, ekemez, dikemez, biçemez duruma düştüler. Sözün özü, aç kaldılar. IMF, Zambia’ya da aynı oyunu oynadı. Zambia’ya yerel giyim sanayiyi korumaya yönelik gümrük vergilerini kaldırttı. Zambia, ucuz, kalitesiz tekstil ürünleriyle doldu taştı. Haliyle yerli firmalar üretimi terk etti. Peru’da da aynısı oldu. IMF, Peru’ya hububat üzerindeki gümrük vergilerini aşağı çektirdi. Tabii olarak, Peru çiftçisi, yılda 40 milyar dolarlık destek alan ABD çiftçisiyle rekabet edemedi. Peru borçlandırıldı, borcunu ödemek için bakır ve fosfat madenlerinin işletmesini yabancılara devretmek zorunda kaldı.
    IMF ile anlaşan ve IMF programlarını uygulayan ülkelerin durumu hep böyle olur. Bu inkâr edilemez gerçek ortada iken, birileri çıkıyor, “IMF ile anlaşmanın ülkemize güven ve güç getireceğini” söyleyebiliyor. Gerçeğin, bu kadar ters yüz edilmesi insanı şaşırtıyor. Halbuki güvenli ve güçlü hiçbir ülke IMF ile anlaşmaz, IMF programlarına asla iltifat etmez. Doug Henwood, bunu şöyle anlatıyor: “Birleşik Devletler, sıradan bir ülke olsa, yapısal ayarlamanın en birincil adayı olurdu. Kendi servetimizin çok ötesinde bir yaşam sürüyoruz, muazzam ve gittikçe daha da büyüyen dış borçlarımız var, devasa bir bütçe açığına sahibiz ve hükümetler bu konuda bir şeyler yapmaya en ufak bir ilgi göstermiyor. Birleşik Devletler eğer sıradan bir ülke olsaydı, IMF kapımızda belirir ve ekonomik durgunluk yaratmamızı, dış hesapları dengelememizi, daha az tüketmemizi, daha fazla yatırım ve tasarruf yapmamızı isterdi bizden. Ama Birleşik Devletler bildiğimiz Birleşik Devletler olduğundan böyle bir şey elbette ki gerçekleşmeyecek. O reçete bizim için değilse, başkaları için nasıl oluyor da o kadar şifa verici kabul ediliyor” (Bkz. Steve Hiatt, Küresel Kriz ve Büyük Resim, s. 36-37). Bir yabancının, bu itirafları karşısında duralım ve düşünelim. “IMF bağımlısı olmak, ayrılmayı göze alamamak, neyi ortaya koyuyor? Acaba, bu kişiler, farkında olmadan ekonomik teröristlik mi yapıyorlar? İşte, tartışılması gereken en temel sorunlarımızdan birisi de budur. Bu ve bunun gibi birçok temel sorunun, temel çözümü ‘Milli Ekonomi Modeli’nde. Ama görecek göz gerek.

    H.Yıldırım-TUNALIM…. ( http://tunalim17btp.socialgo.com/home.html )

  • BİZİM BAŞBAKANIMIZ GARİP ADAMDIR..

    Bizim Başbakanımız garip bir adamdır:
    “ İsrail devlet terörü uyguluyor” diyerek İsrail’i terörist ilan eder, sonra da aynı terörist devletin terörist faaliyetlerini daha güzel yapması için ihtiyaç duyduğu finansmana destek olarak altın tepsi içinde vatan toprağı ikram eder.
    Bizim Başbakanımız garip bir adamdır:
    Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanına “Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye meydan okur, ardından adam öldürme sanatını büyük bir ustalıkla uygulayan İsrail’e, Başbakanı olduğu ülkenin sınırını teslim etmek için ülkeyi birbirine katar.
    Bizim Başbakanımız garip adamdır:
    Ömrünün büyük bir bölümünü Siyonist sermayenin aleyhine konuşmalar yapmakla geçirir, ama son döneminde “paranın dini imanı yoktur” diyerek Siyonist sermayenin Türkiye’de hükümranlık kurmasına destek verir.
    Bizim Başbakanımız garip adamdır:
    Kendi partisine oy veren Hataylı köylüler “Bizim de toprağa ihtiyacımız vardır, ne olur mayınlardan temizlenen araziyi bize verin, bizi fukaralıktan kurtarın” diye yalvarırken o, İsrail çiftçisinin fukaralıktan kurtulması için sınır toprağını İsrail’e verme hazırlığı içindedir.
    Bizim Başbakanımız garip adamdır:
    Bir Başbakan olarak kendi köylüsünü “efendi, ağa, toprak sahibi” yapması gerekirken onlara “Buraları İsrail alırsa İzaklar çalışmayacak, Ahmetler, Mehmetler çalışacak” diye seslenir ve “Yeni ağanız İsrail’dir. Artık onun ırgatısınız!” demeye getirir.
    Bizim Başbakanımız garip adamdır:
    Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir devlet (Afrika ve kabile devletleri dahil), hudut bölgelerini yabancı yatırım adı altında “patates, domates üretecekler, organik tarım yapacaklar” gibi saçma sapan gerekçelerle yabancılara devretmez, bizim başbakanımız bu “muazzam!” icraatını “para cıva gibidir!” gibi “çağlar üstü!” bahanelerle kamuoyuna izah etmeye çalışır.
    Bizim Başbakanımız garip adamdır:
    En önemli özelliklerinden birinin gür sesiyle şiir okumak olduğunun bilinmesiyle övünür. Bir yandan, İstiklal Marşı’nın “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar/ Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” dizelerini okur öbür yandan o serhat boylarını İsrail’e vermekle gurur duyar.
    Bizim “ dindar!” Başbakanımız garip bir adamdır:
    Milli Güvenlik Kurulu’nda karşı karşıya oturduğu generallere “ filan parti başkanı tarikatçıdır ,dindardır, sakallıdır, niye onun üzerine gitmiyorsunuz” diyerek “bir Müslüman siyasetçiyi” şikayet eder, sonra da Yahudi İsrail’e 650 bin dönüm vatan toprağını 44 yıllığına hediye etmekte beis görmez.

    BAK HACIM!..Uzun zamandan beri etkisinde yaşadığın papaz büyülerinden ötürü ve duman altı olduğun kilise tütsülerinden dolayı geldiğin–getirildiğin vahim noktayı anlamakta zorlanıyorsun.
    Yarım asrı aşkın bir süredir senden “hizmet–himmet” diyerek para alan, adam yetiştiriyoruz diye caka satan kadronun bekledikleri adamları çoktan yetişmiştir. Bugün devletin her kademesinde, her köşe başında onların adamları vardır, yani senin paralarınla yetiştirilen adamlar…
    İşte o adamların yönetmekte olduğu canım ülkemden her gün yürek burkan haberlerle sarsılıyoruz.
    İşini–aşını kaybetmekten ötürü, borç batağına saplanmaktan ötürü cinnet geçiren ve aile katliamlarına imza atan katiller sayısı her gün artıyor.
    Ecnebi cephelerinden gelen her emri baş tacı yapıp hemen uygulamaya soktukları için, ecnebi cephelerinden gelen bütün emirler de milletimizi kul–köle yapmaya yönelik olduğu için her geçen gün dik duruşunu kaybeden bir millet olma yolunda çok hızlı ilerliyoruz.
    Bak hacım!
    Senin paralarınla yetiştirilen adamların yönettiği canım ülkemden acılar ve sancılar hiç eksik olmuyor.
    Bak hacım! Çeyrek asırdan beri bu milletin gencecik fidanlarını, sırf vatanı, sırf bayrağı, sırf namusu bekledikleri için acımasızca kurşunlayan alçaklar devletle masaya oturma aşamasına gelmişlerdir–getirilmişlerdir.
    Dünün bebek katilleri bugün devlete emirler yağdırma noktasına gelmiştir ve emirleri sözcüleri tarafından meclis kürsüsünden ilan edilmektedir.
    “Hizmet–himmet” diyerek topladığınız paralarla yetiştirilen adamlar, küresel güçlere teslim olmaya ayarlı yetiştirildiği için, okyanus ötesinden gelen emirlerin yerine getirilmesini takip etmektedirler. Hatta küresel eşkıyaların emirlerini tatbik noktasında yarışmaktadırlar.
    Onların lügatında en başarılı adam, en başarılı yönetici, vatan ve millet düşmanları tarafından dayatılan sinsi planları millete en kolay hazmettiren adamdır.
    Mayınlı arazileri temizleme meselesinde sergilenen yırtınmaları iyi takip etti isen fazla söze hacet yoktur. Ama hacım, senin paralarınla yetiştirilen ve bu “hizmetin” medya kısmında görev alan kalem ve kelam sahipleri de okyanus ötesinin yorumlarını sizlere hazmettirmekle görevli oldukları için sizin günleriniz de hazmetmekle geçiyor.
    Bak hacım!
    Gelinen nokta oldukça vahim ve bu eser sizin eseriniz.
    Bilmem aklınızda mı bu toprağın bir de altı var, hesap var, kitap var…

    BAK HACIM!..ABD’nin Türkiye’yi de bölen Büyük Ortadoğu Projesi’nin görevilisi olduğunu her fırsatta söyleyen Tayyip Erdoğan’ın 4 Kasım 2002 tarihinde yani seçimlerden 1 gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowitz’e yazdığı ihanet belgesi ‘…

    Dr. Paul Wolfowitz
    Savunma Bakan Vekili
    Pentagon
    Washington DC, 20301
    Ford
    4 Kasım 2002

    Değerli Dr. Wolfowitz,
    Ülkelerimiz arasındaki tarihsel ortaklık ve dostluğun gelecekte de sürmesi ümidimi paylaşmak için, bu mesajımı ortak dostlar aracılığıyla doğrudan size ulaştırmak isterim.
    Seçim sonuçlarının bizim genelkurmay saflarında biraz rahatsızlık yaratmış olabileceğinden, resmî konumunuz gereği, hiç kuşkusuz haberdarsınızdır. Bilmenizi isterim ki, onların Türkiye’nin müreffeh, seküler (çağdaş) ve birinci dünya topluluğunun güvenilir bir üyesi olması ümitlerini partim ve ben de paylaşıyoruz. Ve geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkemizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim.
    Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Özel cep numaram şudur: 0533 7…
    Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler.
    Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
    Samimiyetle sizin olan,

    Recep Tayyip Erdoğan
    Genel Başkan

    Tayyip Erdoğan, bu ihanet mektubunu 3 Kasım seçimlerinden bir gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowistz’e yazdı. Mektubu özel kurye ile gönderen Erdoğan, özel cep telefonu numarasını da bu mektuba yazmış. Erdoğan mektupta, Genelkurmay’ı, 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarından rahatsız olduğu gerekçesiyle, ABD Savunma Bakan Vekiline şikâyet etti. Wolfowitz’ten Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı ile kendisi arasında arabuluculuk yapması istedi. Erdoğan’ın mektubundaki “bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler. Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Samimiyetle sizin olan,” sözleri de bir “amir-memur” ilişkisini yansıtıyor.

    Bu mektupla ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi memurluğunu açıkça sergileyen Tayyip Erdoğan, mektubu bu güne kadar yalanlamadı. TUNALIM…

  • TERÖRÜN ADINI KOYABİLMEK

    Yaşanan son Diyarbakır Lice deki saldırıda şehit olan askerlerimizi de hayatlarının baharında vatanın kara bağrına gömdük. Dün olduğu gibi bugün de yarın da bu topraklar için canını verecek yiğitler var olacaktır. Eğer vatan olarak kalacaksak..!
    Çünkü vatan olmanın, vatan kalmanın bir bedeli vardır. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki bu vatanın evlatları da vatanları uğrunda can vermeye devam edecektir. Şairin dediği gibi “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”
    Koltuklarında rahatça oturup, pervazsızca kahraman askerlerimiz hakkında yazılar yazan, sözler sarf eden, iftiralar atan, sinsi oyunlarla yıpratmaya çalışanlar olduğu ve olacağı gibi uğrunda canlarını seve seve verenler de yine askerlerimiz olmaktadır. Teröre karşı verilen kayıplara bakıldığı zaman cephede yapılan savaşlarda verilen kayıplardan daha fazla kayıplar verildiği görülmektedir.
    Ve kayıplarımız gün geçtikçe artmakta, sözüm ona terörü önlemek için içerde ve dışarıda verilen tavizler diz boyunu aşmaktadır. Gelinen bu noktada devlet ve millet geriye dönüp yapılanları ciddi manada gözden geçirmek zorundadır. Yıllardır önlenemeyen bir terör varsa ve bu da gün geçtikçe hortlayarak(artarak) devam etmekteyse ortada bir yanlış vardır…

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde teröristlerin hain pususu sonucu askerlerimizin şehit edilmesi üzerine açıklama yapan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve şehitlerin ailelerine baş sağlığı diledi. Türkiye üzerinde oynanan küresel oyunlara dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasaların terörü azdırıp bu noktaya getirdiğini söyledi. Terörün vatandaşların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan beslendiğini ve bundan dolayı tüm vatandaşların açlık, fakirlik ve muhtaçlıktan bir an önce kurtarılması gerektiğine işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, terörün kökünün kazınması için “Baba Devlet” anlayışının hayata geçmesi gerektiğini konuşmasında dile getirdi.
    Prof. Dr. Haydar Baş, BOP projesinin temel amacını açıkladı. “BOP’un asıl hedeflerinden birinin bölgede Kürt devleti kurulması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Baş, “Bunu Kürt halkı mı istiyor? Hayır… Onların ilgisi yok… Batılı güçlerin asıl amacı 1980’dan önce yaptıkları gibi Türkiye’de iç savaşmak çıkartmaktır” dedi. Terörün kaynağının dışarıda olduğunu da dile getirdi.
    “Bu topraklarda gözü olanlar bizi birbirimize düşürmek istiyor” diyen Prof. Dr. Haydar Baş sinsi planın nasıl uygulandığını da tüm ayrıntılarıyla anlattı. Prof. Baş yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yuvalanan misyonerlerin fitne tohumları ekerek bu bölücülük ve ayrımcılığı körüklediğine dikkat çektiği konuşmasında, “Bu tohumlar milleti bölme, parçalama ve de bu milleti birbirine düşürme tohumlarıdır” dedi. AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasaların terörü azdırıp bu noktaya getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Demokrasi havarisi geçinenler bilsinler ki, bu yutturmacaları millet asla yutmaz. Burada hedef yüce Türk milletidir, Türk toplumudur, devletidir ve coğrafyasıdır. Aklımızı başımıza devşirelim.”

    Terörün vatandaşların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan beslendiğini ve bundan dolayı tüm vatandaşların açlık, fakirlik ve muhtaçlıktan kurtarılması gerektiğine işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “insanlar kendi memleketlerinde geçimlerini sağlayabilmeli” şeklinde konuştu. “İnsanımız gidip de parayı sadece İstanbul’da kazanmayacak veya Ankara’da kazanmayacak. Nerede kazanacak? Diyarbakır’da da kazanacak, Muş’ta da, Antep’te de kazanacak” diyen Prof. Dr. Baş, “İşte devlet, bu imkânları vatandaşının önüne koyabilen güçtür. Bunu yapabilen adama ne denir? Devlet adamı ve siyaset adamı denir. Bunu yapamayan adama da hiç bir şey denmez” şeklinde konuştu.

    Bugünden tezi yok, Sayın Baş’ın sözlerine gerek Ankara gerek milletimiz kulak vermeli, geçen zamana ve kaybettiğimiz vatan evlatlarına yazık olmaktadır.

    TUNALIM…

  • GÜNEY AFRİKA’DA RESESYONDA

    Güney Afrika ekonomisinin bu yılın ilk üç ayında yüzde 6,4 oranında küçüldüğünün açıklanmasıyla, ülke ekonomisi resmen gerileme dönemine girdi.

    Ekonominin gerilemesi yeni Cumhurbaşkanı Zuma’yı zor durumda bırakacak

    Afrika’nın en büyük ekonomisi ondan önceki üç ayda, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,8 oranında küçülmüştü.

    Güney Afrika ekonomisinin bu yılın ilk üç ayındaki performansına ilişkin sayılar, 1984′den bu yanaki en büyük gerilemeye işaret ediyor ve böylece ülke 1992 yılından bu yanaki ilk kez resesyona girmiş oluyor.

    Ekonomide resesyon genellikle, iki çeyrek üstüste küçülme kaydedilmesi olarak tanımlanıyor.

    Barnard Jacobs Mellet adlı yatırım kuruluşundan ekonomi uzmanı Elna Moolman, “Tahmin ettiğimizden daha kötü bir durum söz konusu.” dedi.

    Moolman son verilerin, ekonomideki gerilemeyi doğrulamış olduğunu, 2009 yılı bunca kötü başladığı için, yılın tamamındaki büyüme konusunda karamsarlık ve kaygı yarattığını kaydetti.

    Güney Afrika Merkez Bankası’nın Perşembe günü faiz oranlarıyla ilgili kararını açıklaması bekleniyor.

    Merkez bankasının faiz oranlarını bir puan indirmesi bekleniyor.

    Ülke ekonomisinin performasındaki beklenenden büyük gerileme, iki hafta önce işbaşına geçen ve yeni iş olanakları yaratacağı, yoksullukla savaşacağı sözünü veren Cumhurbaşkanı Jacob Zuma üzerindeki baskıyı artıracak.

    Japonya’da rekor küçülme

    Japon ekonomisi 2009′un ilk üç ayında yüzde 4 küçüldü. Böylece yıllık bazdaki küçülme yüzde 15,2′yi buldu.

    Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Japonya ihracata dayalı bir ekonomi.

    Ancak küresel kriz nedeniyle dünyada Japon mallarına talep bir hayli gerilemiş durumda.

    Özellikle Japon otomobilleri ve elektronik eşyalar giderek daha az alıcı buluyor.

    Bu yılın ilk üç ayında Japonya’nın ihracatı dörtte bir oranında azaldı.

    Ancak ekonomistler verilerin Mart ayında bir miktar iyileşme gösterdiğini, dolayısıyla ileriki aylarda mütevazı da olsa bir büyüme elde edilebileceğini düşünüyor.

    Japonya Başbakanı Taro Aso parlamentoda yaptığı konuşmada, sanayideki sorunun giderek hanelere de yansımaya başladığını belirtti.

    Bunun çok ciddi bir sorun olduğunu söyleyen Başbakan, hükümetin gerekli tedbirleri alacağını dile getirdi.

    Birçok uzmana göre, gidişattan paniğe kapılan Japon halkı harcamak yerine tasarruf yapmaya çalışıyor ve bu da ekonomide küçülmeyi hızlandırıyor. Kaynak:BBC NEWS

    Tunalım..

Recent comments

No comment yet...

Tags

more tags…

Footer:

The content of this website belongs to a private person, blog.co.uk is not responsible for the content of this website.