Search blog.co.uk

  • HOSGELDINIZ(welcome)

    GELİN BİR ve BERABER OLALIM

    5000 yıllık tarihiyle, 1400 yıllık Türk-İslam Medeniyeti ile ve 82 yıllık Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kıtalarının kesiştiği en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadır.

    Siyasi, ekonomik ve sosyal çatışmaların merkezinde ve hedefinde olduğu halde, tarihinden ve inancından aldığı güçle dimdik ayaktadır ve aynı zamanda tüm Türk-İslam dünyasının ve dünyanın mazlum milletlerinin son umududur.

    Var olduğu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde insanlığa adaleti ve insan haklarını doya doya yaşatmış, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir.

    21. yüzyıl Ulusal Egemenlik kavramının değiştiği bir yüzyıldır. Nitekim küreselleşmenin ideologlarından John Naisbitt şu yaklaşımı sergiliyor:

    ?Büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz. Aynı durum, ülkeler için de geçerlidir. Eğer dünyayı tek pazarlı bir dünya haline getireceksek, parçaları küçük olmalı??

    Asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen Milletimiz, verdiği İstiklal Savaşı neticesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Kuvay-ı Milliye ruhu ile kendine dönmüş, bağımsızlığına kavuşmuş ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmuştur.

    Atatürk, 1 Mart 1922?de yaptığı Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu: ?Her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu sağlamaya yeterli olup olmayacağıdır.

    …Memleketimizin gelir kaynakları, milli davamızın güvenle sonuçlandırılmasına yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar olduğu gibi, dış devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacına ulaştırabilecektir.?

    Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin ?tam bağımsız? olabilmesi için ?ekonomik bağımsızlığın? şart olduğunu özellikle vurgulamış, kapitülasyonları kaldırmıştır. 1923′te İzmir’de İktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandırmaya çalışmıştır. Kongrede, ?ulusal bağımsızlık ilkesi?nden kesinlikle vazgeçilmeyeceği ve bu ilke içinde kalkınmanın gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır.

    Yani bağımsızlık ile kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi arasında direkt bir bağ vardır.

    Devletimizin kurucusu Atatürk’ün döneminde, yani 1938′e kadar çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmış ve çok büyük başarılar elde edilmiştir.

    Bu dönemde kalkınmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika?ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Fakat Atatürk’ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kuşatma altına alınmış; Batılı devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçekleştirmeye başlamışlardır.

    Uluslar arası şirketlerin devletimizin bütçesine yön verdiği IMF ve Dünya Bankası kıskacında ülkemizin kaynaklarının ve her türlü imkanlarının kullanıldığı, özelleştirmenin, KİT?lerin satışının, Uluslar arası Tahkim?in, tahdit kanunlarının ve AB?ye uyum adı altında çıkarların yasaların hayata geçirildiği bir süreçte Türkiye, hakikatte ?bu küçük parçalara ayrılma projesi?ni yaşamaktadır.

    Ekonomik bağımsızlığın, devletlerin bağımsızlığında gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

    Anadolu topraklarının altında kefensiz yatan sayısız şüheda ecdadımızın kemiklerinin sızlatıldığından dolayı rahatsız olanlar ve uykuları kaçanlar bir daha düşünün.
    Anadolu topraklarının içine saklanmış, ilahi kudret tarafından yerleştirilmiş olan eşsiz maden yataklarımızın,milli hazinelerimizin kapılarının; Müslüman Türk milletine kapatılmasından, bu milletlin ve bu vatanın düşmanlarına ardına kadar açılmasından ötürü rahatsız olup uykularını terk edenleri sağ duyulu olmaya davet ediyorum.

    Yine bu eşsiz güzellikler ve özellikler taşıyan,cennet vatanımızın sahiplerinin, çilekeş vatandaşlarımızın emeklerinin ve alın terlerinin toplanıp haçlılara peşkeş çekilmesinden ötürü acı ile kıvranan vatanperverleri bir daha aklı selimle düşünmeye davet ediyorum.
    Vatanperver vatandaşlarımızın vatan namustur satılmaz feryadına rağmen, vatan topraklarının altındaki madenleri ile birlikte, altındaki şehit mezarları ile birlikte ecnebilere satılmasından ötürü vicdan azabı çekenler,çaresizlik içinde kıvrananlar, vatan namustur satılmaz ilkesinde ısrar edenler,bir de Prof Dr. Haydar Baş beyi dinlemeye gayret edin.

    Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarını ve kanlarını sebil eden şehitlerimiz hakkında kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanların,sıkılmayanların defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarına davet ediyorum.
    Bebek katiline sayın diyerek ve şehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bağrında derin yaralar açtığı halde hala ortalarda yalancı doktor edasıyla dolaşanlara, sandık başında sayın baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Baş’ın liderliğinde dalgalanan BTP bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum.
    Minareler süngü kubbeler miğfer şeklinde şiir okuyarak kahraman olup milletin oylarını aldıktan sonra, altı buçuk yıllık iktidarı süresince misyonerlerin ve misyonerliğin önünü açanlara, dinler bahçesi adı altında kurdele kesenlere,haçlıların isteği doğrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandık başında hesap sormak isteyenleri saflarımıza davet ediyorum.
    Bin yıldır bu topraklarda tevhid bayrağını dalgalandıran Müslüman Türk milletinin oyları ile iktidar koltuğuna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanları,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kısmını silenleri,attıkları her adımla bu milleti haçlı limanına biraz daha yaklaştıranları yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidişattan ötürü uykuları kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayın şehitlerimize kelle denilmesinden rahatsız iseniz bize buyurun.
    Vatan topraklarımızın bağrındaki şehit mezarları ile birlikte vatan düşmanlarına satılmasında ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

    Emeğimizin,alın terimizin,servet ve sermayemizin haçlı siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayı vicdan azabı çekiyorsanız bize buyurun.
    Ecdat yadigarı camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramızla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayırlı olsun denilerek hizmete açılmasından ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

    Müslüman Türk çocuklarının on iki yaşından önce Kur-an’la temasını yasaklayan yasa devam ettirildiği halde yine Müslüman Türk çocuklarının üç yaşından itibaren kiliselere,papazların kucağına taşınmasından rahatsız olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun.
    AKP iktidarı altı buçuk yıldır AB ye girmek uğruna, onlardan gelen her talimatı milletimize dayattı,verilmedik taviz,satılmadık kurum bırakmadı, buna rağmen bir elli sene daha bekle talimatını aldı ve oturdu.AB nin ellinci yıl dönümü programına bile çağrılmadı.

    AKP iktidarı teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapılarında kör topal yürümeye çalışırken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya’da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarına elini öptürdü.Tamamı profösör olan katılımcılar iki gün boyunca sayın Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalliğini,tüm ülkeler için bir çare bir çıkış formulü sunduğunu anlata anlata bitiremediler.

    Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanın ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Baş’ın yarın iktidar olunca neler yapabileceğini varın siz hesap edin.
    Anadolu topraklarını altında yatan yer altı zenginliklerini haçlı tefeciler değil,yabancı şirketler değil, yine bu ülkenin insanı Müslüman Türk milleti kullanmalıdır diyen, Vatandaşlık maaşı vadeden, Ev hanımlarına işçi statüsü kazandırıp emeklilik vadeden,
    Sınavsız üniversite ve okuyan her çocuğa eğitim bursu vadeden,
    Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden,
    Devlet babadır ya vatandaşına iş bulur ya da aşını verir ilkesi doğrultusunda projeler geliştiren,
    Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarımızda altın çağını yaşayacak diyen BTP iktidarında buluşmak üzere Saygılarımla ..
    _________________

    ”Düşmanlarınızı affedin bu bir büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir aptallıktır. ” (J.f kennedy)
    Mehmet Tunabaş:BTP Biga İlçe Başkanı….

  • KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME

    1878 Yılında Berlin Konferansı’nda ortaya atılan Kürdistan senaryosu günümüzde ecnebilerin yerli taşeronları tarafından hayata geçirilmek istenilmektedir.
    Tarihsel sürece baktığımızda görülecektir ki, Kürdistan Senaryosu’nun arkasındaki gerçek Büyük Ermenistan Devleti idealidir. Zira Berlin Konferansı’nda Ermeni Patrik’i Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas ve Diyarbakır’da Ermeni Devleti kurulması için teklif vermiştir.
    Sevr Antlaşması’nın 62. ve 64. maddelerine göre ise İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerse Birleşmiş Milletler’e başvurup bağımsız bir devlet olma talebinde bulunabileceklerdi.
    1912 yılında T. Wilson, Wilson ilkelerinde Türkiye sınırları içerisinde Ermenistan ve Kürdistan kurulmasını salık veriyordu.
    SEVR HORTLATILMAK İSTENİYOR.
    Lozan’da Lord Curzon: “Şimdi bu masada verdiklerimizi yakında ekonomik zorluklar içine düştüğünüzde bir bir geri alacağız diyordu.
    Ülkemizin düştüğü borç batağı, yaşadığımız ekonomik kriz, milletimizin düştüğü psikolojik buhranlar ve oluşturulan sanal gündemlerle milletimiz daha zor günlerin kendisini beklediğini maalesef algılayamamaktadır. Türk Milleti karda donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor fakat ne yazık ki öldüğünün farkında değilsin.
    KÜRT SORUNU YABANCI MENŞELİDİR.
    20 Aralık 1919 tarihindeki Paris Konferansı’nda yer alan ve Kürt delegesi olarak seçilmiş olan Şerif Paşa Ermeni asıllıdır. Güya Kürtlerin sorunlarını dile getirmektedir fakat Ermeni ideallerine hizmet etmektedir.
    Zira PKK’da Ermeni terör örgütü ASALA’nın devamıdır. MİT raporlarına göre Şanlıurfa ili, Halfeti İlçesi, Ömerli Köyü’nde doğan Apo’nun asıl adı Artin AGOPYAN’dır. Babası ise Suriye asıllı Ömer isimli bir Ermenidir.
    Ve hafızalarımızı biraz tazelersek Güneydoğu’da ölü olarak ele geçen teröristlerin %80’inin sünnetsiz olduğu bir realitedir. Öcalan’da İmralı’daki görüşmelerinde ASALA ile 1980 lerde birlikte hareket ettiklerini ve toplantı düzenlediklerini itiraf etmiştir. Öte yandan ÖCALAN Papa’ya yazdığı mektubunda Hıristiyanlık dinine çok yakın olduğunu belirtmiştir. PKK eylemlerinde en çok katledilen ise Kürt vatandaşlarımız olmuştur.
    Binaenaleyh bunların ne Kürtlükle ne de Müslümanlıkla uzaktan yakından alakaları bulunmamaktadır. Bunlar küresel güçlerin maşalarıdır. Amaçları Türkiye’yi parçalayıp bizleri küresel dünyanın uşağı haline getirmektir.
    16.02.1999 yılında Kenya’da Abdullah ÖCALAN yakalanınca Vatikan: “1918 yılından beri Kürtler bağımsızlıklarını bekliyorlar.” açıklamasını yapmıştır.
    Lozan’da Musul meselesi konuşulurken İngilizler Şeyh Sait’i kullandılar. Fransızlarla Hatay mevzusu konuşulurken Dersim İsyanı gerçekleşti, Türk ordusu Kıbrıs’taki kıyıma dur deyince ASALA örgütü devreye girdi.1984 yılında ise Ağır sanayi yatırımları ile birlikte GAP’ın gerçekleşmesi sayesinde Türkiye’nin kalkınması ve bölgedeki suyu kontrolü sağlanacakken Amerika’nın düğmeye basmasıyla PKK devreye sokulmuştur. Apo’nun: “Şeyh Sait’in devamıydım, kullanıldım. Batılı ülkelerden yardım alarak Türkiye’ye karşı savaştım.” açıklamaları tespitlerimizi doğrular niteliktedir.
    ARZ-I MEV’UD’DA KÜRT KARTI
    ABD’ nin Irak’taki Kürtleri kışkırtması üzerine; Saddam’ın Kürtleri yok etme kararı alması ile ABD bölgeye çekiç güç yolladı. Çekiç güçle birlikte bölgede 1000 olan PKK’lı terörist sayısı 25.000 ‘ e çıktı.
    Kürt sorunu bilhassa Körfez krizi ile birlikte ABD Kongresi’nin gündemine gelmekle beraber, Rum ve Ermeni Lobileri’nin aksine, Yahudi Lobisi’nin desteğini alarak ortaya çıkmıştır. İsrail’in Ortadoğu’da son derece zayıflamış bir Irak istemesi ile birlikte Körfez Savaşı boyunca Saddam Hüseyin’in İsrail’e Scud Füzeleri’ni göndermesi; ABD Kongresi’nde Yahudi Lobisi’nin Kürt ayrılıkçılığını desteklemesine neden olmuştur.
    İsrail Kürtlerin Araplar içerisinde yaşayan bir azınlık olduğunu ve kendileri için iyi bir müttefik olduğunu gördü. Kürtler İsrail’in sadık hizmetçisi yapılmak istenmektedir.
    Öte yandan Washington’da kurulmuş olan bir think-tank kendisini bir Kürt Devleti kurmaya adamıştır.
    Washington Institute for Near East Policy (Yakın Doğu Politikası için Washington Enstitüsü ) adlı bu kuruluş hedeflediği Kürt Devleti’ne Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da dâhil etmek istemektedir.
    Amerikan, Yahudi Basınının önemli yayın organlarından biri olan Washington Jewish Weekly’ de Ortadoğu’daki sorunların Kürtlerden kaynaklandığını Self-Determinasyon ile bunların kaderlerini tayin etmesi gerektiğini belirterek hedeflerini açıkça ortaya koymaktadırlar.
    İran-Irak Savaşında Kürtler İran aleyhinde kullanılmıştır. Daha sonra ise Yahudiler Irak’ın kuzeyinde bir Kürt Devleti, ortasında bir Sünni Devleti ve güneyinde bir Şii Devleti kurma amacındaydılar ve bugün buna kısmen ulaşmışlardır. Kürtler’in kullanılmasının amacı çok açıktır. “Ortadoğu’da –bu Müslüman Coğrafyasında- İsrail’den büyük devlet olmaması istenmektedir.
    BİZ TEK MİLLETİZ, BİZİ KİMSE AYIRAMAZ.
    Türk Milleti denildiğinde bir inançtan mürekkep millet anlaşılmaktadır. Ve bunun meydana gelmesinde kader ve tensib-i İlahi’nin etkileri inkâr edilemez. Türk Milleti’nin oluşmasında tarihi karabetin, ahlâki karabetin, akrabalığın özellikle “din birliğinin” önemi çok büyüktür.
    Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ilk yıllarında uyguladığı nüfus politikasında da bu bilinci görmek mümkündür. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye nüfusunun elden geldiğince Müslümanlardan oluşması için çaba sarf etmiştir. Atatürk, “etnik” olmadıkları halde Müslüman kimliği ile Türkiye’ye bağlı olan Boşnaklar, Çerkezler gibi azınlıkların Türkiye’ye göç isteklerinin hepsini olumlu karşılamıştır. Hatta bazı tarihçiler bu politika nedeniyle Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği’nin bir yönden de “Müslüman Milliyetçiliği” olduğunu söylerler.
    DİL FARKI MİLLİYET AYRIMINA SEBEP DEĞİLDİR.
    Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın gerek kültürel gerek dini bakımdan birbirlerinden farkları olmamasından dolayı etkileşimleri fazla olmuştur. Her milliyet farkının dil farkını gerektirdiği ama her dil farkının milliyet farkını gerektirmediği sosyolojik bir gerçektir. Amerika’da yaşayan zenciler asimile olarak dillerini yitirmişlerdir fakat herkes bilir ki onlar milliyet bakımından diğerlerinden ayrılmaktadır.
    İSLAM BÖLÜCÜ DEĞİL BÜTÜNLEŞTİRİCİDİR.
    Kürtler ve Türkler de bir arada yaşamaları hasebiyle birbirlerini etkilemişlerdir. İslâm Medeniyeti’nin bir gereği olarak birbirlerine farklı göz ile bakmayan bu iki topluluk kardeşlik duyguları içerisinde birbirlerinden kız alıp kız vermişler, kan kana karışmıştır. Taki bölücü unsurların ortaya çıkıp siz birbirinizden farklısınız deyip nifak tohumlarını aralarına ekene kadar…
    Bu ayrılığı körükleyenler de elbette ki bu kardeşçe duygulara sahip olmayan ve İngiliz casusu Lawrence gibi Ermeni Şerif Paşa gibi Kürtlerin içlerine sokulan bir grup hain tarafından yapılmıştır.
    KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME.
    Tarih ilmi, geçmişten ders alınarak, geleceğe sağlam adımlarla yürünmesi için yol gösterici bir ilimdir. Tarihten ders alındığı müddetçe, tarih tekerrür etmez.
    Hicaz’da Müslüman Arap kardeşlerimiz kandırılmış; kendi ailesini, kendi vatanını bırakıp kutsal toprakları korumaya giden Osmanlı askerleri Arap hançerleriyle can vermiş, üzerlerindeki her şeyleri(iç çamaşırları dâhil) bedeviler tarafından yağmalanmıştır. Bugün aynı oyun doğudaki Kürt kardeşlerimiz üzerinde oynanmaktadır. Buradan onlara sesleniyoruz: Kürt kardeşlerimiz oyuna gelmeyiniz, akıttığınız kan Müslüman kanıdır. Dış mihrakların Kürtleri düşündüğü falan yok onların amacı, Büyük Ermenistan’dır, Arz-ı Mev’ud hülyalarıdır. Bugün Arap Yarımadasına bakıp ibret alın. Onlar da dün sizin gibi kandırıldı ve bugün İsrail’in amaçlarına hizmet etmek için kanları akıtılıyor, namusları kirletiliyor, evleri başlarına yıkılıyor. Hülasa yüzleri gülmüyor. Eğer bu oyuna gelirseniz sizin de yarın akıbetiniz hayrolmaz.
    EL ELE VERELİM BU OYUNU BOZALIM.
    Gerçekleştirilmek istenilen nihai hedef Federatif yapı, Otonomi ve bunların akabinde parçalanmadır. Ortadoğu çok bilinmeyenli bir denkleme benzer parçalardan birinin değişmesinin diğerlerini etkilememesi imkânsızdır. Kürtler’in kullanılması domino etkisi yapacaktır ve bölge bir kez daha çıkmaza sürüklenecektir.
    Ülkeleri bölüp parçalamanın o ülkenin çıkarlarına fayda sağlamayacağı aşikârdır. Eğer tarih tekerrürden ibaretse geçmişteki hüsran dolu tabloların yaşanmaması için oyunun Emperyalizm-Siyonizm menşeli olduğu görülmelidir. Aksi takdirde geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalacaklardır. Unutmamalıyız ki, ağaçtan düşen yaprak rüzgârın oyuncağı olur. Ortada ki müthiş hadisenin çaresi ise Osmanlı’nın 6 asır uyguladığı “İslam Kardeşliği” fikri, Atatürk’ün “Müslüman Milliyetçiliği” ideolojisidir.
    Burak EVCİ-TUNALIM...

  • TÜRKİYE ATEŞ ÇEMBERİNDE

    Uzun zamandır ülkemiz üzerinde baş döndürücü bir trafikle çeşitli oyunlar oynandığını hatırlatmıştık. Gelinen son nokta da bu oyunun adını artık koyabiliriz; “Türkiye ateş çemberinde”
    Açılım adı altında çeşitli süreçlerden geçilerek sonunda bu süreci başlatanların istekleri doğrultusunda düğmeye basıldı ve icraatlara geçildi…
    Bir grup terörist, demokratik açılım kapsamında Türkiye’ye geldi ve çeşitli etkinliklerle şenliklerle güvenlik güçlerine sözüm ona teslim oldu…
    Televizyonlarda canlı yayınlardaki görüntüleri ve konuşmaları takip eden sıradan bir vatandaş bile açıkça anlamalı ki bu bir teslim olmadan çok, barış gönüllüsü adı altında, İmralı’dan alınan talimatlar gereği, beklenen yol haritasını devletin en yüksek makamlarına ulaştırmak ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini terör örgütü ile masaya oturtmak için düzenlenen bir tiyatrodur…

    İşin asla bununla kalmayacağını, DTP Milletvekili Sırrı Sakıkın ağzından öğreniyoruz. Canlı yayında spiker soruyor; “Sayın Sakık, bundan sonra eğer istenilen adımlar atılırsa PKK silah bırakacak mı?” Sakık cevap veriyor; “PKK nın mücadelesi sadece Kürt halkının özgürlüğü için değildir. Bu mücadele, bu topraklar üzerinde Türk kimliği altında ezilerek kimliklerini, dillerini, dinlerin yaşayamayan bütün halkların özgürlüğüne kavuşmasına kadar devam edecektir. Eğer bu sağlandığı takdirde, kimse silaha aşık değildir, dağlara aşık değildir. Tabii ki o zaman silahlar bırakılır.”

    Eee bir söz vardır lafın tamamı kime söylenir diye…
    Fazla söze ne hacet…
    Hükümet hala bu açılım projesi bizim projemizdir, biz kimseden akıl falan da almıyoruz derlerse desinler… Bunu ancak külahımıza anlatırlar…
    Bu projeler, asla Türk milletinin yararına değildir.
    Anlaşılan şu ki milletimiz aymazlığa hala devam eder, kurulan şeytani planları sezmezse, geçmiş olsun…
    Türkiye’nin parçalanma süreci fiilen başlamıştır.
    Millet olarak çok da iyi günlerin bizi beklemediğini söylemek için kâhin olmaya da gerek yoktur…
    Dua ediyoruz ki bu süreçten en az zararla kurtulalım, onun için de milletimizin mutlak ayıkması gerekmektedir.

    Uğur KEPEKÇİ-TUNALIM...

  • ONLAR DAVASINDAN VAZGEÇMEDİLER

    Türkün tarihinde son zamanlarda alışık olmadığımız bir baş döndürücü, kafa karıştırıcı, gönül kirletici, bir süreç devam ediyor. Millet tarafından Devleti idareye memur kılınmış idareciler, AB ve ABD nin emir ve direktifleri doğrultusunda milli çıkarlarımıza ters icraatlar sergilemektedirler…

    Tarihi gerçekler altüst edilmekte, dostlar düşman, düşmanlar dost konumuna getirilerek tarihimiz çarpıtılmak istenmektedir...

    Koca Türk milletinin imparatorluklar kuran, çağlar açıp çağlar kapatan evlatları, yüce ideallerden soyutlanmış, aşının ekmeğinin peşinden koşar vaziyete getirildiğinden, dönen dolaplardan habersizdir.
    Dönen dolaplardan haberi olanlardan bir kısmı çaresiz, kahir ekserisi de dönen dolapların değirmenine su taşımakla ve düşmanlarla iş birlikle meşgul olmaktadır…

    Aman Allah’ım bu millet bu kadar basireti bağlı olamaz, olmamalı… Tarihini, geçmişini unutmamalı, aidiyet duygusunu kaybetmemelidir.
    Aksi takdirde sonu olmayan gayet tehlikeli günler bizi beklemektedir…

    Tarihimizi unuttuğumuz takdirde, tarihin tekrar tekerrür etmeyeceğini kimse garanti edemez. Milleti sadıka diye geçmişte bağrımıza bastığımız, kucak açtığımız Ermenilerin değiştiğini, barış içinde yaşayacağını, iç ve dış düşmanlarla işgal yıllarındaki gibi iş birlik içinde olarak vatanımıza, toprağımıza, canımıza, kast etmeyeceklerini kim garanti edebilecek...

    “Uluslar arası kurumlar devrede onlar garanti veriyor” diye bir düşünce gafletine sakın düşmeyin. Çünkü İsrail-Filistin, Bosna Hersek-Sırbıstan, Azerbaycan-Ermenistan v.s. davalarında batı kimin yanında yer aldı, açık seçik meydandadır. Batının bütün kurum ve kuruluşları, ister resmi ister sivil hepsi Türkün karşısındadır.

    Bunu her an yaşamıyor muyuz?
    Suriye de yaşayan çok sayıda Ermeni vardır. Onlarla gidin konuşun…
    Onlar hep bizim topraklarımızı tekrar ele geçirip, bizi buralardan kovma hayali peşindedirler. Ve davalarından asla vazgeçemediler. Kilis’te, Antep’te, Maraş’ta dedelerinin evlerini gelip görürlerdi ve dillerinde hep şu söz vardı; “buraları er ve de geç sizden geri alacağız. Bunu göreceksiniz” derlerdi…

    Babam ölü değil sağdır. Gelin ona sorun. Size Suriye’de karşılaştıkları bir şahısla münakaşasını anlatsın...
    Babam diyor ki; “adamın birini lisanı biraz Kilis şivesine benzer gördüm.
    -Nerelisin diye sordum. O da, şöyle bir göğsünü gere gere ve göğsüne vurarak;
    -Ben Kilisli Ermeniyim, Ermeniyim… Dedelerimiz orada yaşamış, bizim orada evlerimiz var… Tekrar geleceyiz. Deyince kafamın tası attı… Ben de ona göğsümü gererek
    -Bende Kilisli Türküm… Türkoğlu Türküm… Dedim.
    Ancak orada bulunanlar, aman izzet amca bırak bunlar şirret adamlar sonra döğüş dava olur. Sen kafanı yorma diye beni yatıştırdılar” diye anlatır… Bu tip örnekler çoktur.

    İddia ediyoruz ellerine fırsat geçtiği an, en akıl almaz düşmanlıklarını sergileyeceklerdir. En azından tazminat ve toprak talebinde bulunacaklar. Zaten batının mahkemeleri açmış ağzını bekliyor, bizi her yönden mahkûm edecekler. Çünkü haçlı batı, bizi bölmeyi, parçalamayı gözüne almıştır. Ve Büyük Ermenistan hayaliyle Ermenileri kışkırtmakta ve desteklemektedir…

    Bizi endişelendiren onların bu tutumundan çok, bizim aymazların sergiledikleri tavırlardır. İdarecilerimiz sanki süt dökmüş kedi gibi suçluluk psikolojisiyle davranmakta ve sürekli devletin bekasına zarar getirecek davranış sergilemektedirler. Milletimiz de üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi sessiz ve sedası seyretmektedir…

    Şimdi daha iyi anlıyorum ki “bu milleti yine milletin azmi ve kararlılığı kurtaracaktır” diye hedef gösteren Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı kuvayi milliye hareketi benzeri bir hareket şarttır. Eninde sonunda Milletimizin ayıktırılması gerekmektedir...

    Vatanperver aydınımıza düşen, bıkmadan, usanmadan, gerçek dostu, gerçek düşmanı anlatmak ve olası tehlikeleri milletimize haber vermektir. Yoksa ne sana, ne bana, ne de çocuklarımıza yaşayacak vatan toprağı kalmayacaktır. Milli Şairimizin dediği gibi; “Sahipsiz vatanın batması haktır. Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır”

    Uğur Kepekçi-TUNALIM...

  • HİLALİN GÖLGESİNDE HAÇ ÇIKARMA PLANLARI

    Her türlü gayreti göstermelerine rağmen, misyonerlik faaliyetlerinden bir türlü istedikleri sonucu elde edemeyen Hıristiyan batı dünyası ve özellikle bu faaliyetleri kendisine yaşam felsefesi edinmiş olan İngilizler savaşla, zorla bir yere varamayacaklarını İslam dünyasının kanla ve gözyaşıyla bu davadan vazgeçirilecek bir âlem olmadığını anladılar.

    VAZGEÇİLMEZ BİR HÜLYA

    Peki, bütün dünyayı Haç’ın bünyesinde, kilisenin tasallutu altında toplamak hülyasından vazmı geçeceklerdi? Atalarının asırlar boyunca peşinde koştukları bu ülküden nasıl olurdu da, vazgeçebilirlerdi? Yalnız asırlardır verilen bu mücadelede bir türlü başarı elde edilemediğine göre ortada ters giden bir şeyler vardı. Yöntemlerini değiştirmeliydiler. Kaleyi içten fethetmek için projeler ortaya koyuldu ve bütün İslam Âleminde ve İslam ülkelerinde bu projenin ayağı olacak olan şahıslar belirlendi. İslam dininin yok edilmesi amacıyla ortaya çıkıldığına göre elbette ki dinin direklerini yıkmakla işe başlamak gerekiyordu.

    İÇİMİZDE CASUSLAR VAR

    İslam Dünyasını ayakta tutanların sağlam din adamları ve bunların eserleri olduğunu gördüler. Bir şeyi yapmak için de yıkmak için de o şeyi çok iyi bilmek gerekir bunun için İslam yurtlarında İslam’ı çok iyi bilen binlerce casus yetiştirdiler. Bu casuslar İslam Âlimlerinin eserlerini karalayarak, seçtikleri satılık hocaları diledikleri gibi kullanarak ve din dışı açıklamaları onlar vasıtasıyla topluma empoze etmek yoluyla İslam Dünyasının temellerine dinamit koymak için harekete geçtiler.

    DİNLERARASI DİYALOG PROJESİNİN TARİHİ PLANLARI

    Bunların sonucunda inanç boşluğu oluştu bunun ardından da sistemli bir şekilde planlarını uygulama fırsatını elde ettiler. Bu planlar 18.yüzyılın başlarından beri sürekli uygulana gelmiştir ama
    planın temel dinamikleri değişme göstermemiştir. Hedeflerine ulaşmak için ajanları, reformistleri, misyonerleri, oryantalistleri, teologları ve içimizdeki hainleri kullanarak Arap yarımadasında Vehhabilik inancı ile hedeflerine kısmen ulaşmışlardır. Ama onlar için asıl önemli olan Orta Asya ve Türk Dünyasıdır. Avrupa’da asırlardır, Müslüman ile Türk kavramı aynı manada kullanılmıştır. Bu sebeple onlar Türkleri yeryüzünde en büyük tehlike olarak görürler. Bu yüzden fethedilmesi gereken asıl coğrafya burası yani Anadolu coğrafyasıdır. Netice olarak bu coğrafyada da “DİNLERARASI DİYALOG VE HOŞGÖRܔ programı devreye sokuldu ve planlar şöyle belirlendi:

    1)Müslümanların arasında ırkçılık, milliyetçilik taassubunu körükleyecek ve onların dikkatini İslamiyet’ten önceki kahramanlıklarına çekerek Mısır’da Firavunluğu, Irak’ta Babilliği, Anadolu’da eski medeniyetleri ihya edeceksiniz.

    2)Şu dört şeyi gizli ve aşikâr yaymak lazımdır: İçki, kumar, zina, domuz eti.

    3)Çıkardığımız meşgalelerle, Müslümanları din kitabı okumağa dinlerini öğrenmeye vakit bulamayacak hale getireceğiz.

    4)Cihadın geçici bir farz olduğunu, vaktinin son bulduğunu telkin edeceğiz. Din kaynağı olan aile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için müstehcen resimleri neşrederek, gençleri fuhşa, livataya, cinsi sapıklığa sürükleyeceğiz. İslam ahlakını bozunca İslam’ı yıkmak kolay olur.

    5)Müslümanlara; Peygamberin İslam’dan kastının herhangi bir din olduğunu ve bu dinin Yahudilik ve Hıristiyanlık da olabileceğini, sadece İslam dininin olmadığı inancını aşılayacaksınız.

    6)Müslümanları, ibadetlerinden uzaklaştırmaya çalışacak ve “Allah insanların ibadetlerine muhtaç değildir.”diyerek, onları ibadetin faydaları hakkında tereddüde düşüreceksiniz.

    7)Müslümanların inançlarına bidatler sokup, İslam’ ı gericilik ve terör dini olarak itham edeceksiniz.

    8)Çocukları babalarından uzaklaştırıp, büyüklerini dini terbiyelerinden mahrum kalmalarını sağlayacaksınız. Onları biz yetiştireceğiz, çocuklar babalarının terbiyelerinden koptukları an, dinden ve ilimlerden kopmaya mahkûm olacaklardır.

    9)Örtünmek gerçek İslami bir emir değildir, diyerek kadınların soyunmasını sağlayıp sonra da, gençleri ona karşı tahrik edip, her ikisinin de arasına beraberlik hâsıl olması için çalışacaksınız! Müslümanlığı yok etmek için, bu iş, çok tesirlidir.

    10)Her vesile ile camiye gidenler arasına kin ve düşmanlığa sokarak, cemaat ile namaz kılmayı ortadan kaldıracaksınız.

    11)Türbe yapmanın bidat olduğu gerekçesiyle, hepsinin yıkılması lazımdır diyeceksiniz. Ayrıca İslam büyüklerinin kabirleri hakkında, şüpheye düşürerek, onlarını ziyaret etmekten men edeceksiniz.

    12)Seyyidlerin, Peygamberin soyundan geldikleri hususunda insanlar tereddüde düşürülerek. Seyyidlerin diğer insanlarla karıştırılmaları sağlanacak.

    13)Bütün Müslümanlara hürriyetin önemini bahane ederek ,”Herkes dilediğini yapabilir. Emr-i bil-ma’ruf ve nehy-i anil münker ve İslam ahkâmının öğretilmesinin önüne geçilecek.

    14)İslamiyet’in yalnız Arapların dini olduğunu yayın. Böylece İslam’ın yayılmasının ve Müslüman olmayanlara öğretilmesinin önüne geçilecek.

    15)Fıkıh kitapları saf dışı bırakılarak dini yalnız Kuran’dan öğrenmesi sağlanacak sonra Müslümanları Kur’an hakkında şüpheye düşürecek çok dilde, içinde noksanlık olan, tahrif edilmiş Kur’an neşredilecek. Aynı şekilde, hadisler hakkında da şüpheye düşürün. Ayrıca Arap memleketleri dışında ezan, namaz gibi ibadetlerin Arapça yapılmasını engelleyeceksiniz.

    KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME

    Planlara bakıldığında bunların bir kısmının gerçekleştiğini, bir kısmının ise gerçekleştirilmeye çalışıldığı görülecektir. Hicaz’da Müslüman Arap kardeşlerimiz kandırılmış; kendi ailesini, kendi vatanını bırakıp kutsal toprakları korumaya giden Osmanlı askerleri Arap hançerleriyle can vermiş, üzerlerindeki her şeyleri(iç çamaşırları dâhil) bedeviler tarafından yağmalanmıştır. Bugün aynı oyun doğudaki Kürt kardeşlerimiz üzerinde oynanmaktadır. Buradan onlara sesleniyoruz: Kürt kardeşlerimiz oyuna gelmeyiniz, akıttığınız Müslüman kanıdır. Dış mihrakların Kürtler ‘i düşündüğü falan yok onların amacı, Büyük İsrail’dir. Bugün Arap Yarımadasına bakıp ibret alın. Onlar da dün sizi gibi kandırıldı ve bugün orada İsrail’in amaçlarına hizmet etmek için kanları akıtılıyor, ırzlarına geçiliyor,

    evleri başlarına yıkılıyor. Eğer bu oyuna gelirseniz sizin de yarın akıbetiniz hayrolmaz.

    AKP DE BU PROJENİN BİR PARÇASIDIR

    İçki, kumar, zina gırla giderken; AKP Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapmakla, eski ceza kanunundaki 440.441.442.443. no’lu “Evli Kadın ile erkeğin zinası” nı düzenleyen maddeleri kaldırmıştır. Kendi rızası ile hükmünün yaş haddi indirilmiştir. Teşhiri engellenmiştir.11 Mayıs 2005’de kabul edilen 5349 sayılı bu kanun ile AKP’de kime hizmet ettiğini göstermiştir. Ayrıca AB’ye uyum çerçevesinde Değiştirilen Gıda Kodeksinde kırmızı et tebliğinde domuz da var. Kasaplık büyükbaş hayvanlar “sığır, manda ve deve”, kasaplık küçükbaş hayvanlar “koyun ve keçi”, diğer kasaplık hayvanlar da “domuz, yaban domuzu, at ve tavşan” olarak Gıda Kodeksine girdi. Böylece projenin bu maddesinin önündeki engellerde kalkmış oldu.

    EKRANLAR NARKOZ VERİYOR
    Milletimiz televizyon karşısında uyuklatılıyor. Anneler, babalar çocuklarına İslam Dini’nin iyi bir şekilde öğretmek yerine ekranların esiri oluyorlar. Yüz binlik beşiklerde, futbol maçlarında halk ninnilerle uyutuluyor. Bütün hafta boyunca futboldan konuşuyorlar. Magazin programlarının başından kalkmayan anneler bırakın çocuklarla ilgilenmeyi çoğu zaman onların temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan acizleşiyorlar. Televizyon, satılmış medya halka narkoz veriyor. Vatanı satılmış, dini, milli değerleri dumura uğratılmış, hakları çalınıyor, geleceği peşkeş çekiliyor ama dünyası televizyondan ibaret olan halk hiç bir şeyin farkında değil. Diğer taraftan en önemli meşgale olarak geçim sıkıntısı karşımıza çıkıyor. Karnını doyurmanın, ihtiyaçlarını karşılamanın davasını güden insanlar dini vecibelerini yerine getirmekten geri kalıyorlar.

    BU OYUN TEK KİŞİLİK PARODİ DEĞİLDİR

    Burada şunu söylemenin zamanı geldi; oynanan bu oyun tek kişilik bir parodi değildir. Oyunun başrolündekiler dini mevzuların içini boşaltmak için uğraş verirken ve buna ulaşmak için Kur’an’ın tarihselliğinden dem vurup, bazı ayetlerinin hükmünü tamamladığını savunurken, cihadın kılıçla değil, kalemle olacağını genç beyinlere

    dayatmak için uğraşırken; diğer taraftan öbürleri de açık, saçık neşriyatların yaygınlaşması için çaba sarf etmektedirler. Diğer taşeronlar ise uyuşturucu madde ile gençlerimizi tuzağa düşürmek için uğraşmaktadırlar.

    CENABET PAPAZIN CAMİDE NE İŞİ VAR?

    Hak dinler kavramını savunarak, diğer dinlerinde geçerli olduğu safsataları da kendini göstermiştir. Ve bunu yaparken de Kur’an’ın ayetleri çarpıtılmaya çalışılmaktadır. Cenabet Papazlar camilerimize, kutsal mekânlarımıza sokulmakta, iftar sofralarında bunlara iftar duası okutturulmakta, Papa’ya dualar okunup, sağlığının, sıhhatinin baki olması için Allah’a yalvarılmakta, ölümünden sonra Yasinler okunmaktadır. Tasavvur edilen bunların hepsinin Hak olduğunu savunmak olduğu için bu dinlerden bir harman yapılmak istenilmektedir. Ama bu dinin İslam olmadığı, bu safsataların da Müslümanlarla alakası olmadığı bir realitedir.

    BATI KENDİ İNSANINI BİLE KATLETMEKTEN ÇEKİNMEZ

    Müslümanları terörist gibi göstermek için diğer ülkelerde oyunlar oynanmakta bu uğraşı içerisinde hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamakta, bu dava için kendi tezgâhladıkları patlamalarda kendi insanlarını göz göre göre katletmekten dahi çekinmemektedirler. Hâlbuki insanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük terörü, Hıristiyan batı medeniyeti gerçekleştirmektedir. Yaptıkları savaşlarla Ortadoğu coğrafyasına kan ve gözyaşı getirmişlerdir. Mazide ki Haçlı Seferlerinden bahsetmeye ise gerek bile duymuyoruz. Kendi mezhebinden olmadığı için kendi dindaşlarını bile 1204 yılındaki 4.Haçlı Seferinde katleden, İstanbul’u tarihinde görülmemiş yağmaya, talana uğratan vahşi bir güruhun evlatları… Tabi basiretleri bağlanmış olanlar ve onların uşakları mevzuya at gözlüğüyle bakmaya devam etmektedirler. Öyle ki, İsrail’ de ölen çocuklara ağıt yakmakta, Londra metrosundaki patlama için başsağlığı dilemekte, Bush’u, Tony Blair’i bir kenara bırakıp Bin Ladin’i en sevmediği adam ilan edip Müslümanlara terörist gözüyle bakılması için hesaplar yapanların; ta kendileri bu düşüncenin, bu planın ve projenin adamlarıdır. Ama bunlar aynı sevgiyi, merhameti Müslüman’dan esirgerler. Müslüman’a terörist, şehide kelle yaftasını yapıştırıp kenara çekilirler.

    AİLELERİNE DÜŞMAN EDİLMİŞ ÇOCUKLAR

    Meydana getirdikleri; siyasi teşekküllerinde, gençlik kolları gibi çalışan ama öte taraftan da verdikleri beyanatlarla siyasetle uğraşmıyormuş gibi görünen ama siyasetin tam içerisinde gerek kadrolarıyla, gerek yazarçizer takımıyla bulunan bu gruplar üniversite öğrencilerini ve ilkokul çağından, liseye kadar bütün talebeleri kendi yurtlarında, evlerinde babalarından eti senin, kemiği benim mantığı ile alarak diledikleri sistemin adamı olacak şekilde yetiştirmektedirler. Okul zamanlarının dışında düzenledikleri programlarla ve bu programlardan sonra çeşitli uğraşlarla bu gençler oyalanmakta evlerine, ailelerine gitmeleri engellenmekte böylelikle aile bağları koparılmaktadır. Ve dikkat edin bu çocuklar ailelerine düşman edilmektedir. Öylesine beyinleri yıkanmıştır ki ailem beni öldürtmek istiyor, diyebilecek kadar çılgınlaşmışlardır. Öte yandan evlenmenin hizmeti engellediği düşüncesi ile bunların evlilik yönündeki isteklerinin de önü kesilerek, aile kavramı tamamen hayatlarından silinmektedir.

    VEHHABİLER KÂBE’Yİ VE RAVZA’YI YIKACAKLARDI

    Türbe yapmanın ve türbelerin bidat olduğu da Arap yarımadasında yayıldı. Burada ki Vehhabiler bu türbelerin, mezarların hepsini yıktılar. O kadar ileri gittiler ki içlerinden Ravza’yı Mutahhara’nın, Kâbe’nin yıkılmasını savunan gafiller bile çıkmıştır. Bazı din adamları da çıkıp türbelere gidilmesinin günah olduğunu savunmaktadır. Bu konuya değinmişken şunu da belirtelim; günah olan türbe ziyareti değil Hıristiyan adetlerindeki gibi türbelere mum dikmek, çaput bağlamak, Allah’tan değil de türbede yatandan direkt istekte bulunmaktır. Vs.

    KENDİ DİNLERİNİ KURDULAR

    Emr-i bil-ma’ruf ve nehy-i anil münker terk edilmiş, sapık insanlar kendi hocalarının kurmuş olduğu dinin gerekleri içerisinde hareket etmektedir. Bunlar Allah’ın kitabını, Resul’ünün sünnetini bırakıp hocamız ne söylerse doğru söyler mantığından hareket etmektedirler. Öte yandan Kur’an ‘ın aslını tahrif etmek ve kendi söyledikleri sözlere dayanak oluşturabilmek için, kendi mantıklarına göre Kur’an mealleri neşretmekte ve önce başka dillere çeviri yapıp o

    dilden de diğer dillere çeviri yapıp böylece Kur’an’ın aslını tahrif etmek için yapılan çalışmalara ortaklık etmektedirler.

    Kaynak:burakevci.com...TUNALIM..

  • KÜRESEL KRİZİN KOŞE TAŞLARI

    15 Eylül 2008'de dünyanın en eski ve saygın yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers'ın çöküşü küresel finans piyasalarında panik yarattı. Finans dünyasındaki sarsıntı kısa sürede küresel ekonomiyi de vurdu.

    Lehman Brothers'ın çöküşü borsaları alt üst etti

    Çok sayıda ülkeyi resesyona iten kredi krizinin ilk sinyalleri aslında Lehman Brothers'ın batışından önce ortaya çıkmıştı.

    9 Ağustos 2007 tarihinde Fransız bankası BNP Paribas'tan gelen kötü haberler, kredi bulmanın maliyetini keskin biçimde yükseltmiş ve finans dünyasını ilk kez durumun ciddiyetine uyandırmıştı.

    Fakat uzmanlar, küresel ekonomiyi Büyük Buhran'dan bu yana görülmedik düzeyde sarsan kredi krizinin köklerinin bundan önceki yıllarda ABD'deki emlak piyasasında yaşanan aşırı borçlanmaya uzandığını düşünüyor.

    2004 ile 2006 yılları arasında ABD'de faiz oranları yüzde 1'den yüzde 5.35'e tırmanınca, Amerikan emlak piyasası bir duraklamaya girdi.

    Aldıkları konut kredisinin aylık geri ödemeleriyle faizler düşükken zar zor başa çıkabilen çok sayıda Amerikalı yükselen faizler karşısında konut borcunu ödeyemez hale geldi.

    Amerikan bankalarının ve finans kuruluşlarının kredi geçmişi kötü olan ya da daha önce hiç borçlanmamış kişilere verdiği yüksek riskli konut kredilerinde rekor düzeyde bir çöküş kaydedildi.

    Konut borcunu geri ödemeyen milyonlarca kişi evini kaybederken, aylık ödemelerden mahrum kalan banka ve finans kuruluşlarındaki sarsıntı hızla yayıldı, çünkü sözkonusu konut kredilerinin çoğunluğu borçların alınıp satıldığı bankacılık sisteminde elden elde piyasalara dağılmıştı.

    Temmuz 2007

    Yatırım bankası Bear Stearns, kendisine bağlı iki ihtiyat fonuna yatırım yapmış müşterilerine ya hiç ya da çok az para alabileceklerini itiraf etti.

    Amerikan Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke yüksek riskli konut kredilerinin batışının 100 milyar dolara malolabileceğini duyurdu.

    Ağustos 2007

    Fransız yatırım bankası BNP Paribas, iki fonunun yatırımcılarına paralarını geri alamayacaklarını bildirdi. Banka, ''piyasalardan nakit paranın tamamen kaçtığını'' söyleyerek fonlardaki varlığın değerini ölçemediğini belirtti.

    Bankaların birbirleriyle iş yapmaktan çekindiğinin ilk açık göstergesi olan bu gelişmenin ardından Avrupa Merkez Bankası nakit akışını calandırmak için piyasalara 95 milyar euro pompaladı.

    Bankalar tüketici kredisi vermekte çok ihtiyatlı davranmaya başladı

    Eylül 2007

    BBC, İngiliz Bankası Northern Rock'un İngiltere Merkez Bankası'ndan acil mali yardım talep ettiğini öğrendi. Bundan bir gün sonra bankanın müşterileri Nortern Rock şubelerine akın ederek 1 milyar sterlin çekti. İngiltere tarihinde bir asırdır görülmedik bu banka paniğini yatıştırmak için İngiltere hükümeti mevduat sahiplerine hesaplarının garanti altında olduğunu duyurdu.

    Ekim 2007

    Yatırım bankası Merrill Lynch'in yöneticisi, bankanın 8 milyar dolara yakın kötü borçları olduğunun açıklanmasının ardından istifa etti.

    Aralık 2007

    Amerikan Merkez Bankası, eşi benzeri görülmedik bir adım atarak önde gelen beş merkez bankasıyla bir araya gelir ve piyasalara milyarlarca dolar pompalamayı konuştu.

    Ocak 2008

    Dünya çapında borsalar, 11 Eylül 2001'den bu yana görülmemiş düzeyde değer kaybına uğradı. Dünya Bankası, ekonomik büyümenin 2008 yılında yavaşlayacağı uyarısında bulundu.

    Şubat 2008

    İngiltere hükümeti sorunlu banka Northern Rock'un kamulaştırılmasına karar verdi. Sanayileşmiş yedi ülkeyi temsil eden G7 grubunun liderleri, ABD'de emlak piyasasının çöküşünün tetiklediği kredi krizinin kayıplarının 400 milyar doları bulabileceğini söyledi.

    Mart 2008

    Amerika'nın beşinci büyük bankası Bear Stearns, rakibi JP Morgan Chase tarafından satın alındı. İngiltere'de ev fiyatlarının yıl sonunda düşüşe geçeceği tahminleri, ABD'deki emlak krizinin İngiltere'ye de atladığı beklentisini doğurdu.

    İspanya, işsizliğin en hızlı arttığı Avrupa ülkelerinden biri

    Nisan 2008

    Uluslararası Para Fonu IMF, kredi krizinin küresel kayıplarının 1 trilyon doları bulabileceğini ve hatta bunu aşabileceğini ilan etti.

    Mayıs 2008

    İsviçre bankası UBS, ABD'nin emlak piyasasında kaybettiği 37 milyar doların bir kısmını geri alabilmek için harekete geçti.

    Haziran 2008

    İngiltere'nin önde gelen bankalarından Barclays defterlerini düzeltmek için 10 milyar dolara yakın yatırım çekmek istediğini açıkladı. Körfez ülkelerinden Katar, bankanın yaklaşık 8'ine sahip oldu.

    Temmuz 2008

    ABD'nin en büyük iki kredi kuruluşu olan Fannie Mae ve Freddie Mac'i kurtarmak için yetkililer devreye girdi. Amerikan hükümeti, 5 trilyon dolar civarında konut kredisinin bağlı olduğu iki kurumun batmasına izin verilemeyeceğini söyledi.

    Ağustos 2008

    İngiltere'de ev fiyatlarında yıllık yüzde 10.5 düşüş gerçekleştiği açıklandı. Maliye Bakanı Alistair Darling bir gazeteye verdiği mülakatta ekonominin son 60 yılın en büyük kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

    Eylül 2008

    Wall Street, yatırım bankası Lehman Brothers'ın son üç ayda 4 milyar dolara yakın zarar ettiği açıklamasıyla sarsıldı. Nafile bir kurtuluş yolu arayan Lehman Brothers yaklaşk bir hafta sonra krizin iflasa sürüklediği ilk büyük banka olarak kayda geçti.

    Amerikan Merkez Bankası ülkenin en büyük sigorta şirketi AIG'i kurtarmak için 85 milyar dolarlık bir paket açıkladı.

    Konut kredisi veren dev Amerikan şirketi Washington Mutual mali müfettişler tarafından kapatıldıktan sonra JP Morgan Chase'e satıldı.

    Avrupa'nın bankacılık sektöründe yayılmayı sürdüren kredi krizinin kurbanı olan bankacılık ve sigorta devi Fortis kısmen kamulaştırılarak kurtarıldı.

    ABD'de Kongre, bankaların kötü borçlarını üstlenmek üzere 700 milyar dolarlık bir mali paket üzerinde anlaşmaya vardı.

    Borsalarda gergin anlar

    Ekim 2008

    Almanya, en büyük bankalarından birini kurtarmak amacıyla 50 milyar euro tutarında bir paket açıkladı. İzlanda hükümeti, ülkenin ikinci en büyük bankasını kamulaştırdı. İngiltere hükümeti ülke tarihindeki en büyük kamulaştırma hamlelerinden birine imza atarak üç bankaya vergi mükelleflerinin milyarlarca dolar parasını aktardı. ABD'de faiz hadleri piyasaları canlandırmak için yüzde 1.5'ten yüzde 1'e indirildi.

    Kasım 2008

    Çin hükümeti ekonomisini canlandırmak için 586 milyar dolar tutarında iki yıllık bir kurtarma paketi açıkladı. Euro kullanan Avrupa Birliği ülkelerinin resesyona girdiği resmen doğrulandı. Bankacılık sektörü tamamen çöken İzlanda'ya İMF 2 milyar doları aşkın borç vermeyi kabul etti. Amerikan Merkez Bankası, finans sistemini rayına oturtmak ve ekonomiyi deflasyondan korumak amacıyla piyasalara 800 milyar dolar ek para pompalayacağını ilan etti.

    Aralık 2008

    ABD'nin resesyona girdiği resmen doğrulandı. İngiltere dahil Avrupa ülkelerinde faiz hadleri bir kez daha düşürüldü. ABD'de faiz hadleri rekor bir düzey olan yüzde 0.25'e çekildi. Bank of America 35 bin kişiyi işten çıkarmak zorunda kalacağını açıkladı.

    Ocak 2009

    Başkan Barack Obama Amerikan ekonomisini 'çok hasta' diye niteleyerek, durumun giderek kötüleştiğini söyledi. Resmen resesyona girdiği doğrulanan İngiltere'de faiz hadleri 315 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 1.5'e çekildi. Çin'in ihraç ürünlerinde son on yılın en büyük düşüşünün gerçekleştiği bildirildi.

    Şubat 2009

    İngiltere'de faiz hadleri yüzde 1'e dek indirildi. Başkan Obama, ''Amerikan tarihindeki en büyük ekonomik canlanma paketini'' imzalayarak yürürlüğe soktu.

    Mart 2009

    Amerikan Merkez Bankası yaklaşık 1.2 trilyon dolar kötü borcu satın alarak bankaların kredi verme olanaklarını iyileştirmeyi hedefledi.

    Piyasalara milyarlarca dolar para pompalandı

    Nisan 2009

    Londra'da düzenlenen G20 zirvesinde dünyanın önde gelen ekonomilerinin liderleri küresel finans krizine önlemleri görüştü.

    Mayıs 2009

    ABD'nin en büyük üç otomobil üreticisinden biri olan Chrysler hükümetin baskısı altında iflastan korunma önlemleri aldı ve şirket varlığının büyük bölümü Fiat'a satıldı.

    Haziran 2009

    Petrol devi BP şirketi, 1993'ten bu yana küresel petrol tüketiminin ilk defa 2008'de düştüğünü açıklayarak küresel ekonomideki gerilemeye ışık tuttu. Japonya, 2009'un ilk üç ayında ekonomisinin rekor bir hızda küçüldüğünü ve üretimin yüzde 14.2 daraldığını açıkladı.

    Temmuz 2009

    Amerikan yatırım bankası Goldman Sachs ekonomi gözlemcilerinin tahminlerini şaşırtarak nisan ve haziran ayları arasında 3 buçuk milyar dolara yakın net kar ettiğini duyurdu. Bankanın çalışanlarına ayırdığı ikramiye rakamları eski sisteme geri mi dönülüyor eleştirilerini beraberinde getirdi.

    BBC NEWS....TUNALIM..

  • KILIF KÜRDİSTAN, HEDEF BÜYÜK ERMENİSTAN

    “Kürdistan senaryosu ilk kez Berlin konferansında ortaya atıldı” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Perde gerisinde İngilizler ve Ermeniler vardı ve asıl hedef Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan devletini kurmaktı” diye konuştu.

    Kürt açılımı ve bir anda yeniden gündeme oturan Ermeni açılımı konusunda Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tan dikkat çekici değerlendirmeler geldi. BTP Genel Başkanı açıklamasında bugün gelinen sürecin tarihi kökeni ve gelişimine dikkat çekti. Prof. Dr. Haydar Baş, “şu anki asıl hedef büyük Emenistan hayalidir” dedi ve yaşananların arka planı üzerine hiç gündeme gelmeyen, hiç konuşulmayan noktalara vurgu yaptı. “Kürdistan senaryosu ilk kez 1878 Berlin konferansında ortaya atıldı” diyen BTP Genel Başkanı, “o zaman Kürtler ön plandaydı ama perde gerisinde İngilizler ve Ermeniler vardı ve asıl hedef Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan devletini kurmaktı” diye konuştu. BTP genel Başkanı şunları söyledi: “1878 Berlin Konferansında Ermeni patriği o zamanki durumda Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas ve Diyarbakır’da Ermeni devleti kurulması için konferansa bir teklif veriyor. Asıl iddia sahibi kimler? Ermeniler. Onun için Apo’nun teröründe hatırlarsanız Güneydoğu’da ölü olarak ele geçen teröristlerin yüzde 80’i sünnetsizdi. Kim bunlar? Başkanı Apo ama yanındakiler Ermeniler, olay bu.”

    Arka planda Ermeniler var

    Prof. Dr. Haydar Baş söz konusu konuşmasında 20 Aralık 1919 tarihinde düzenlenen Paris Konferansında baş rol oynayan Şerif Paşa ismine özellikle dikkat çekti. Şerif Paşa’nın aslen Ermeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baş, “Şerif Paşa burada Kürt delegesi seçiliyor. Kim bu Şerif Paşa? Aslen Ermeni olan ama Kürtlerin adına iş yapan, güya Kürt olduğunu iddia eden bir isim. Yanlış anlamayın, Kürt olarak kendini bu fitne döneminde ortaya koyanların bekli de bazıları bu şerif Paşa gibidir” diye konuştu.

    Yabancılar gündeme getiriyor

    Aslında Kürt ve Müslüman olmayan şahısların Kürtlerin haklarını arama adına hareket ettiğini ancak asıl hedefin İngiliz himayesinde bir Ermeni devleti olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu oyunu gündeme getiren Rusların desteğiyle beraber Ermeniler, onların arkasında da İngilizler vardır. Bu mesele hep dışarıdaki ecnebi güçlerin ülke içerisindeki faaliyetleri neticesidir. O coğrafyada yaşayan halkın meselesi değildir.”

    Batı Sevr’den vazgeçmedi

    Her fırsatta batılı kuruluşlarca gündeme getirilen bölünmüş Türkiye haritalarına da dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, “bunlar batının Mondros’tan, Sevr’den vazgeçmediğinin birer göstergesi” dedi. Sevr Antlaşmasının maddeleriyle AB’ye uyum adına çıkarılan yasaları da karşılaştıran BTP genel Başkanı üçlü koalisyon hükümeti döneminde çıkan Self Determinasyon yasasına özel vurgu yaptı.

    Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Sevr Antlaşmasının 62. ve 64. maddelerinde İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon, Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak. Bir yıl sonra Kürtlerin dilerse Milletler Cemiyetine bağımsızlık için başvurabileceklerinden bahsedilmektedir. Herhangi bir etnik grubun kendi coğrafyasında yaşarken, ‘efendim biz bağımsızlığımızı istiyoruz’ diye Birleşmiş Milletlere başvurur, Birleşmiş Milletler de bunlara müsaade eder, kendi geleceklerini belirlemek üzere referanduma yönlendirilir. Ekseriyeti alırsa o bölgede o etnik güç, devlet kurmak da dahil birçok hakka sahip olur. Self Determinasyon Yasası bu anlama gelmektedir. Sayın Devlet Bahçeli şu anda bağırıyor. Kimin döneminde çıktı bu yasa?”

    ABD sınırlarımızı tanımadı

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu üzerine ABD’nin sinsi planlarına da konuşmasında değinen Prof. Dr. Haydar Baş, stratejik ortak denilen ABD’nin Türkiye’nin Güneydoğu sınırlarını hala kabul etmediğine dikkat çekerek Lozan müzakerelerinden bir anekdot anlattı. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Amerika o zaman diyor ki; ‘Biz sizin isteklerinize evet diyemeyiz. Bizim bir şartımız var.’ Neymiş o şartınız? ‘Türkiye’nin yeraltı kaynaklarının işletmesini bize vereceksiniz. Biz de sizin isteklerinizi ve Güneydoğu sınırlarınızı kabul edeceğiz.’ Merhum İnönü, Mustafa Kemal Atatürk’e telgraf çekiyor, ‘Paşam durum böyle böyle. Ne Güneydoğu sınırlarımızı ne de şartlarımızı kabul ediyorlar. İstedikleri yeraltı kaynaklarımız. Telgrafı alıyor merhum güzel bir yırtıyor. Sonra da ‘Canımızı vererek ve kanımızı dökerek aldığımız toprak parçalarını asla masa başında terk edemeyiz’ diyor.” TUNALIM...

  • BILMEYENLER BILSINLER

    Bu millet hiç bir zaman esaret altına girmemiştir,girmeyecektir de.Esaret altına girmemek için her türlü eza ve cefaya gögüs geren fedakar aziz Türk milleti bu gün de içinde bulunduğu bu vehametin üstesinden gelecektir.Türk milletinin benliğinde vardır.Mücadele etmek,ta ki zafere ulaşana kadar!..Bu milletin kökü çok derinlerdedir.Ağacını budarlar,daha da gürleşir.Keserler tekrar ışkın verir.Ama ama hiç bir kazma bu kökü sökmeye muktedir değildir.ATTİLA bir defa korkutmuş bunları !...ALPARSLAN Malazgirt'te silleyi öyle bir çakmış ki,İstanbul'da bulmuşlar kendilerini!..FATİH'in sillesi ile yani o meşhur Osmanlı tokatı ile Viyana kapılarının ardına düşmüşler.GAZİ MUSTAFA KEMAL'in 19 mayıs ta Samsun'dan gelen sillesi ile dökülmüşler Akdenize. VE BUGÜN;HAYDAR BAŞ milleti ile beraber kaldırdı elini(ne diyordu?''bu kol sizin kolunuz,sizin kolunuz benim kolumdur'')sillesi geliyor.Görecekler bileğin kuvvetini ve bir daha kalkabileceklermi bakalım?...''ONLAR GELDİKLERİ GİBİ GİDECEKLER ''GÖNDERECEĞİZ !..Silahları ile gelmişlerdi,silahımızla,kazma kürekle kovmuştuk!..BU GÜN;Diplomasiyle geldiler,diplomasiyle kovacağız!..Kültürleriyle geldiler,kültürümüzle kovacağız!..Dinleriyle geldiler,dinimizle kovacağız!..Dilleriyle geldiler,dilimizle kovacağız!..Onlar conileriyle,sam amcalarıyla,papazları ile geldiler,biz Mehmetçik'le,Atatürk'le,Haydar Baş'la kovacağız!,,,Yine gelecekler,gelsinler,ne diyordu ulu önder?''Geldikleri gibi giderler''Biz hep burada kalacağız.(BU VATAN BİZİMDİR,BİZİM KALACAKTIR.)
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

  • TÜRK MİLLETİ 30 AĞUSTOS'DA ŞAHLANDI

    Zafer Bayramı vesilesiyle bir mesaj yayınlayan Prof. Dr. Haydar Baş, “Türk milletine karşı oynanan oyunlar kadar büyük bir oyun, hiçbir millete oynanmamıştır. Hiçbir millet de, Türk milleti gibi direnememiştir” dedi.

    30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle bir mesaj yayınlayan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Kurtuluş Mücadelesi ve 30 Ağustos Zafer bayramı günlerinin, Türk milletinin büyüklüğünün göstergesi olduğuna dikkat çekti. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş “Tarih boyunca Türk milletine karşı oynanan oyunlar kadar büyük bir oyun, hiçbir millete oynanmamıştır. Hiçbir millet de, bu büyük oyunlara karşı Türk milleti gibi direnememiştir. Bu da milletimizin büyüklüğünü göstermektedir” dedi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş mesajında şunları söyledi: “30 Ağustos günleri, boynuna Sevr patentli ekonomik, politik ve askeri kementler atılarak sömürgeleştirilmek ve böylece bağımsızlığı elinden alınmak istenen Türk milletinin varoluş mücadelesi zaferi ve bayramıdır. Dün Türk milletinin boynuna bu kementleri geçiremeyenler, maalesef AB`ye uyum ve BOP adı altında bugün vatanımıza ve milletimize yönelik benzer manevralar içine girmişlerdir. Bu bağlamda Türkiye`nin sürüklendiği körü körüne AB`ye uyum süreci ve BOP projesi, Türk Milletini yok etme hareketidir; Türk milleti ve medeniyetini mezara gömme projesidir. Yüce milletimizi kendi coğrafyasından çıkartma planıdır. Ancak milletimiz üzerindeki emelleri, yine milletimizin azmi ve kararı boşa çıkaracaktır; bu bağlamda sivil–asker ve devlet-millet bütünlüğü, bu güçlü milli iradenin hem kendisi, hem de teminatıdır. Tarih, şayet bir kez daha tekerrür etmesi gerekiyor ise, Türk milleti tekerrür ettirecektir. Bunda kimsenin şüphesi olmasın.

    30 Ağustos`ta Türk milleti şahlandı

    BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş “Atatürk`ün önderliğinde Türk milletinin ve içinden çıkardığı kahraman Türk ordusunun kanları ve canlarını feda ederek kazandıkları zaferin tarihte eşine az rastlanır bir kahramanlık destanıdır” dedi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mesajına şöyle devam etti: “Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz zaferleriyle bezenmiş 1921 ve 1922 Ağustos ayları, Türk Milletin iradesi, imanı, kültürü ve siyasetinin Gazi Mustafa Kemal adı etrafında ortaya çıktığı günlerdir. Atatürk, Türk milletinin siyasetidir, iradesidir, kültürüdür, medeniyetidir. 26 Ağustos`ta Başkumandan Mustafa Kemal riyasetinde olarak, belirttiğimiz işte bu milli irade, bu iman ve bu kültür şahlandı; 9 Eylül`de Haçlı Avrupası`nın ordularını denize döktü. 85–90 sene önce yaşanan söz konusu olaylara baktığımızda görülür ki, iki ordu değil, iki medeniyet çarpıştı.

    Bugün bu mücadelenin sona erdiğini iddia edenler, hem kendilerini hem de yüce milletimizi aldatmaya kalkışmaktadırlar. Tarih şahittir ki, bu zorlu mücadelelerden yüce milletimiz yine kendi azmi, kararı ile zaferlere ulaşmıştır. Şuna inancımız tamdır ki, yüce milletimizin bu azim ve kararlılığı, BTP`nin uluslar arası kongrelerde bilim adamları tarafından baş tacı edilen Sosyal Devlet–Milli Devlet projeleri ve Milli Ekonomi Modeli ile bütünleştiği nispette, aşılamayacak engel, ulaşılamayacak zafer yoktur` dedi.

    TUNALIM..

  • (BTP)YILLAR ÖNCESİNDEN BUGÜNÜ TARİF ETTİ

    Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1993’te söylediği, “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bölgede anarşinin önü alınamayacaktır” uyarıları dikkate alınsaydı terör bugün ortadan kalkmış olacaktı.

    Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), AKP hükümetinin ortaya koyduğu Kürt açılımı konusundaki görüşlerini arşivlerini basınla paylaşarak açıkladı. BTP söz konusu açıklamaları Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın 16 yıl önceki açıklamalarının bugün yaşananları yıllar öncesinden büyük bir öngörüyle dile getirilmiş olduğunu ortaya koydu. Prof. Dr. Baş’ın 1993 yılında, “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bunlar bölgeye salınacak ve bölgede anarşinin önü alınamayacaktır” uyarısında bulunduğunu ortaya koyan BTP açıklaması bugün yaşananlara ışık tutuyor. İşte BTP’nin hükümetin Kürt açılımı konusundaki adımlarını değerlendiren açıklaması:

    Yabancı güçlerin hesabı bozulmalı

    “Türkiye’de temel ayrım Türk–Kürt, Alevi–Sünni, sağ–sol, laik–anti laik değil; devlet ve milleti AB, ABD ve IMF nin aklıyla diledikleri yere sürüklemek isteyenler ile bu sürüklenişe dur diyen vatanperverler arasındadır” denilen açıklamada, 29 Ekim 1993’te BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın çok önemli açıklamaları ortaya konuldu. Prof. Dr. Baş’ın 1993 yılındaki söz konusu açıklaması şöyle: “Sorunu yanlış teşhis ediyorlar. Hesap arkadaki güçten değil, bölge insanından soruluyor. Düzeltilmesi gereken bir sorun varsa, o da terörü kullanarak amacına ulaşmak isteyen yabancı güçlerin hesabının bozulması ve heveslerinin kursağında kalmasıdır.”

    ‘Çekiç Güç anarşi çıkaracak’ demişti

    Yine 1993 yılında bir başka açıklamasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Çekiç Güç bölgede anarşiye zemin hazırlayacağını dile getirdiğine işaret edildi. Prof. Dr. Haydar Baş 1993 yılında Çekiç Güçle ilgili olarak yaptığı çarpıcı değerlendirme şöyle: “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bunlar bölgeye salınacak ve bölgede anarşinin önü alınamayacaktır.”

    Türkiye’ye karşı kurulmuş ittifak

    Takvimler 23 Kasım 1998’i göstermektedir ve Bağımsız Türkiye Partisi henüz kurulmamıştır. Prof. Dr. Haydar Baş o günlerde katıldığı bir programda Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’su üzerine oynanan oyunları anlatmaktadır. İşte BTP açıklamasına göre “Güneydoğu Anadolu üzerinde oynanan oyunlar Musevi–Haçlı ittifakının bir sonucudur” açıklamasında bulunan Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın 11 yıl öncesinden bugüne ışık tutan sözleri: “Şimdi siz eğer orada bir tek adamın işidir diye bunu kabul ediyorsanız, o gücün arkasındaki gücü görmüyorsunuz, af edersiniz bunun adına körlük denir. Arkada öyle güçler var ki, kimsenin şimdi sayamadığını–saymadığını ben sayayım bu suç değil. Başta İsrail var, Amerika var, İngiltere, Almanya ve Fransa var. Şu anda gündem edilen –ki en azı odur– İtalya var. Topyekûn Avrupa var. Ne ittifakı var burada? İsrail’le birleştirirseniz Musevi–Haçlı ittifakı var. Ne üzerinde Güneydoğu Anadolu üzerinde.”

    Referandum talep edecekler

    BTP açıklamasına göre 1998 yılında, “Türk Silahlı Kuvvetleri sadece üç–beş eşkıyayla mücadele etmiyor, asıl bu eşkıyaları besleyen güçlerle mücadele ediyor” diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, o günlerde daha yeni yeni peydahlanan Irak’ın Kuzeyindeki Barzani yönetimindeki Peşmerge devletine de şöyle dikkat çekmişti: “Apo’dan çok daha tehlikeli bu manada orada kurulan devlettir. Neden? Şimdi orada devlet olarak kimliğine kavuşan bir güç Suriye’den, İran’dan –zaten Irak’ta kurulmuş– ve de Türkiye’den bazı talepler gelirse, mesela– ki şu ana kadar olayları bu noktaya taşıyanlar bu söyleyeceğimi niçin gündem etmesinler?– referandum talebinde bulunursalar ve hukuk diliyle de bunu izah etmeye çalışırlarsa öp başına geleni. Ne yapacaksın onu söyle bana? O halde şu anda Türkiye’nin asıl meselesi kurulmakta olan bu federasyonun üzerine gidip kesinlikle bunu lağvetmesidir. Efendim ne olacak yani orada devlet kursa bu arkadaşlar nereden çıkacaklar ki, hangi kapıdan çıkacaklar? Türkiye’den çıkacaklar ben bunu sana söyleyeyim.”

    Amaç Türkiye’yi güçten düşürmek

    BTP Genel Merkezinin açıklamasında 1998 yılında yaptığı bir başka açıklamada “Körfezde görünen amaç petrolse de görünmeyen amaç Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu azameti azaltmak, gözden düşürmektir” diye konuşan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Birinci Körfez Savaşı, Irak’ın kuzeyinde fiili devlet kurulmasını sağlamıştır. İkinci harekâtın amacı buna hukuki statü kazandırmaktır, Bu da Türkiye’nin bütünlüğünü daha da zorlayacaktır” diye uyarmıştı.

    ‘Ateş Türkiye’yi saracak’ diye uyarmıştı

    Yıllar öncesinden bulunduğu uyarılar dikkate alınsaydı Türkiye bugün yaşadığı sorunların birçoğunu unutmuş olacakğı dile getirilen BTP açıklamasında, “ABD’nin BOP projesine ortaklık yapan hükümet ve AB ci, ABD’ci çevreler Irak’ın işgaliyle demokrasi ve barış geleceğini söylüyorlardı. Prof. Dr. Haydar Baş ise “Oyun Türkiye’yedir, işgal bölgeyi daha da karıştıracak, kuzey Irak’a Kürdistan kurulacak, ateş Türkiye’yi saracak” diyordu. Türkiye bu oyunun bir parçası olamaz bu Türkiye’nin boynuna tasma geçirmektir buna müsaade edilemez dedi. Kürdistan’a geçit verecek her hareket bölgede ikinci bir İsrail’in tesisi anlamına gelir. Prof. Dr. Haydar Baş, 1998’de bunu ifade ederken Türkiye’yi yönetenler İsrail’le gizli açık anlaşmalar imzalıyordu” denildi. TUNALIM...

Recent comments

No comment yet...

Tags

more tags…

Footer:

The content of this website belongs to a private person, blog.co.uk is not responsible for the content of this website.